Gündem

Zeytin Dalı Harekatı

By  | 

Zeytin Dalı Harekâtı

“Türkiye Cumhuriyeti yalnız iki şeye güvenir: biri millet kararı diğeri en ağır ve müşkül şartlar içinde dünyanın takdirlerine hakkı ile layık görülen ordumuzun kahramanlığı”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Sınırlarımızın ötesinde ne işimiz var, Suriyelileri gönderin onlar savaşsın. 35 yıldır savaşıyoruz, yüzlerce kez sınır ötesi harekâtı yaptık ancak geldiğimiz noktada sorun hala devam ediyor. Savaşa hayır!

Tüm bu cümleleri ve dahasını internette, televizyonlarda ve çeşitli medya kuruluşlarında özellikle bir kısım kalemşorların, kurumların veya kişilerin ağzından duymuşsunuz veya okumuşsunuzdur. Peki, ama gerçekten neden Afrin’deyiz. Neden durmadan terörle savaşıyoruz. Gencecik fidanlarımızı yıllardır toprağa verirken, milyarlarca lirayı neden harcıyoruz. Terörle elbette müzakere yapılmaz ancak karşı tarafın istekleri ve arzularını neden dinlemiyor, çözüm aramıyoruz.

Tüm bu soruların cevabı için öncelikle doğru teşhisi yapmamız gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan 20 yıl önce devletimiz bugün olduğu gibi o gün de emperyalizmin kıskacı altında. Payitaht İstanbul’da okur- yazar kesimin önemli bir kısmı mandacılıktan yana, çoğu İngiliz sevdalısı çeşitli milliyetlerden gruplar Osmanlı ile savaş halinde. Ülkenin her yanında ayaklanmalar var. Hem içeride hem dışarı da mücadele ediyoruz.  O günlerde de tıpkı bugün olduğu gibi bazıları çözüm önerisi sunuyor, anlaşalım, isteklerini yerine getirelim, şu konularda açılım yapalım. Aman birileriyle iyi geçinelim diyenler hep vardı… Bu kişilerin ve grupların en belirgin özelliği bugün olduğu gibi hümanist olduğunu iddia eden, bazen dinci, bazen sol etiketli, bazen sözüm ona barışsever olmalarıydı. Netice itibariyle milli mücadeleden sonra yeni devlet kurulmuş ve bu gruplar kısa bir sürenin ardından tekrar seslerini çıkarmaya başlamıştı. Cumhuriyet döneminde buldukları her fırsatta Türklüğü ve milli değerleri aşağılayanlar hep aynı kişiler, aynı oluşumlardı. O günlerde bu söylemleri dinleseydik Türkiye Cumhuriyeti olmayacaktı…

1974 Kıbrıs Harekâtını bilmeyenimiz yoktur. Bu harekâttan sonra K.K.T.C devleti kurulmuştur. Öncesinde ki durum ise Türk köylerinin yakılıp, yıkılması,  erkeklerin ve çocukların kurşuna dizilerek, kadınların ırzına geçilerek öldürülmesi, anne karnındaki bebeklerin dahi kurşunlanması… Vahşetin izlerini bugün internetten aratarak dahi görebilirsiniz. İşte bu vahşet yaşanırken, orada ki Türk nüfusun feryadı göklere ulaşırken içimizden bazıları bugün olduğu gibi o günde harekâta karşıydı. İngilizlerle iyi geçinmemiz gerekir diye bağıranın sesi, işkencelerle öldürülen asil milletimizin feryadından çok çıkıyordu. Bu harekâtı yapmasaydık, güya barışseverleri dinleseydik Kıbrıs, Türklere mezar olacak ve toplu katliamlar yapılacaktı.

1990’lı yıllar pkk terör örgütü köyleri basıp, köylülere kurşun yağdırıyor, kadın çoluk, çocuk demeden katliam yapıyordu. Terörün en şiddetli olduğu zamanlarda bir grup adlarına aydın denilen zümre her fırsatta Türklüğü ve milli değerleri aşağılıyor ve verilen mücadelenin karşısında olduğunu belirtiyordu. 2000’li yıllar terör örgütü dağılma sürecine girdiği bu yıllarda fetönün destekleriyle yeni bir süreç başlıyordu. Abant toplantıları, diyalog masalları derken pkk palazlanmış, Türk ordusu kumpaslarla devre dışı bırakılmaya çalışılmıştı. Stratejik hataların yapıldığı bu dönemden sonra 15 Temmuz işgal girişimi yaşanmış ve milletin müdahalesi azim ve kararlılığıyla birliğimize, bağımsızlığımıza kast eden tüm yapılarla mücadele süreci başlatılmıştır. Tüm bu süreçler de terör sevicilerini bir dönem dinlemek istedik, çözüm sürecinde yollara mayınlar döşendi, fetö darbeye kadar kalkıştı, pkk terörü şehre indi.

Türk milleti olarak son 35 yılını terörle mücadeleyle, son 300 yılını içimizden devşirilen paralı uşaklarla ve bin yıldır sadece yurt olarak benimsediğimiz topraklarımızı savunduğumuzdan dolayı emperyalizm ile mücadele ediyoruz.  Biz aslında son dönemde pkk/pyd, işid veya fetö ile değil bizatihi bu unsurları kullanan emperyalist yapıyla uğraşıyor ve bağımsızlığımız için savaşıyoruz. İşte bu sebeple içimizde bu yapılarla savaşa hayır diyenler ne söylediklerinin farkında olmaları gerekmektedir. Zira savaş elbette ki kötüdür, Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği üzere “Harp zorunlu ve hayati olmadıkça cinayettir” lakin bizim savaşımız Hak ile batının savaşıdır o yüzden mukaddestir. Biz yalnızca coğrafyamız için, şanlı tarihimiz için değil, bizleri bekleyen mazlum milletlerin hakkını savunmak için de savaşıyor ve dünyanın efendileriyle mücadele ediyoruz.  Ordumuz kahramanca ilerleyişini sürdürürken, bu ilerleyişin karşısında olan güya barışsever ve kendisini farklı isimlerle lanse eden kurumların yapılarına şu ana kadar ki söylemlerine baktığınızda emperyalizmin maşası olduklarını görüyorsunuz.  Okyanus ötesinden emir alanlar, kuyruğu veya yuları başkasının elinde olanlar hep bir ağızdan bağırsalar da harekatın başarısı ortadadır. 1071’de Alparslan ile yurt olan, 1923’te Mustafa Kemal ile yedi düvele karşı harp edilip bağımsızlığını kazanan, 15 Temmuz’da tanka, tüfeğe karşı silahsız direnen bu millet Afrin’de, Münbiç’te de kazanmasını bilecektir.

Zeytin dalı harekatı yalnızca üç beş çapulcu sürüsüyle, sürekli isim değiştiren piyonlarla değil bizatihi dünyanın kalbi Anadolu’yu müdafaa etmek için yapılmıştır. Bu sebeple de harekâtın karşısında olmak Anadolu’yu emperyalistlere peşkeş çekmektir.

Son olarak tüm bu satırlarla savaş çığırtkanlığı yapmıyoruz lakin ordumuz savaş halindeyken savaş karşıtı söylemlerin hainlikle eş değer olduğunu belirtiyoruz. Afrin operasyonu başlayana kadar bu operasyon yapılmalı veya yapılmamalı diye tartışılabilir ancak operasyon başlamıştır ve geri dönüşü yoktur. Savaş sırasında savaşın gereksiz olduğunu belirtmek bu yönde söylemler gerçekleştirmek düşmanın tarafında yer almaktır. Dergi olarak her hangi bir siyasi görüş veya zümreyi savunmuyor kahraman ordumuzun ve asil milletimizin ve devletimizin yanında olduğumuzu belirtiyoruz.