Yaşam

Yine Başladı

By  | 

Epeyce bir süredir uzak olduğu sanrıların her biri düşünme ile tekrar hayat buldu. Sessiz dakikalar yerini kanamalı haykırışlara bıraktı. Bilmeyen herkes bir gün bu dili anlamasa bile konuşmayı öğrenecek.
Konuşmayı öğrendikleri andan itibaren çare aramayacaklar bu yanmalara. Koşa koşa sarılacaklar kaybolacakları kutsal metinlere.  Türlü türlü meyve bahçeleri, huriler, gerçekleşecek dilekler, ateşler, yanmalar cezalar bedeller yani demem o ki cennet ve cehennem dahi hiç  bir şey umurlarında olmayacak. Varsa yoksa konuşmak. Varsa yoksa hissettiklerini yaşamak isteyecekler.
Şiirler okuyacak, bağıra bağıra şarkılar söyleyecek, oldukları yerden yüzlerce yıl öteye türküler dillendirecek,
Susarken, üzülürken, ağlarken, nefes alırken ve nefessiz kalırken her an düşünecekler. Her an. Onlar düşünürken sevgi yeşerecek, sevgi yeşerdikçe sevenler serap olup görünecekler aşk yolunda olanlara.
Aşkın yolu can kırıklıklarıyla dolu. Aşkın yolu kendinden, sıfatlarından ve dahi tüm sıfatlardan ırak. Aşkın yolu insandan uzak, tenden bağımsız. Aşkın yolu, aşkın için yolu ötelemek. Aşkın yolu hiçlikte onu anmak, hiçken onda can bulmak.
Etten, kemikten, kandan ve her bir tensel olgundan bi haber tinsel bir bütünlük içinde soyut dünyalarda somutlaşmak.
Aşkın yolu, varoluşa anlam katmak yok oluşun kulağına varlık sahasında ilk ezan ile isim vermektir.
Yolcuyu yolundan etse dahi aşk ile yaşamayan safi nefes alır.
Tüm bu iç kanamalı düş dünyası ile günden güne yoluna devam etmek isteyen garip bir yolcuydu. O son gidişten beri her geçtiği sokakta onun kokusunu içine çektiği için ciğerleri solmuş, onu bir fotoğraf karesinde bile göremeyen gözleri buğulanmış, elleri öylesi üşümüştü ki hani dokunsan kırılıp düşecek can kırıklıkları ile dolu bu karanlık sokaklara. Ahhh dudakları ve yüreği bir birine küsmüş ayrı yerlerde aynı mühür ile mühürlenmiş kutsal bir papirüse kanun hükmünde kararname ile işlenmiş “asla açılmasın” ibaresi.
İnsanlar aptal, insanlar ahmak, insanlar düşüncesiz ve en çok korkak. Yüzlerce yıldır kimse korkusundan dokunamadı soğuk taş duvarları andıran bu mühürlere. Mührün uzağındakiler bir kaç kelebek ömrü kadar yaşlanırken içerdekiler asırlar boyu ölüp ölüp dirildiler, ve devam ediyorlar bu ritüellere. Ne zaman ki biri açmak istese bu ütopik yaşamın kapılarını. Kendini içerde bulup bir kere de kendi destekliyor aşılmaz olan kapıları. Yavaş yavaş bitiyor her şey ve her şeyde eksiliyoruz.
Aklındaki türlü türlü yok oluş senaryolarının önüne geçememesi yetmezmiş gibi birde güneşin varlığını karanlığa satması, yarınların karanlık bir gelinlik giymesi hepten delirtiyordu onu. Zaman tekrar tekrar yaşatırken olmuş olanları ve mutlak olacak olanları, adam olduğu yerde başını dizlerinin arasına alıp ağlamaklı sesiyle konuşuyordu duvarda gördükleriyle.

Devamı dergide