Kültür-Sanat

Yazgıyı Değiştirenler

By  | 

İnsan ile hemhal olsun isterdim sevgi, sonrası rüya gibi olsun. Dışarıda bir şey yok , her şey içeride , bu nedenle herkesin kalbine yerleşen bir virüs tasarlansaydı keşke, kötülük yapan herkesi sarıp sevgi pandemisi yaratan.

Çocukluğumdan beri us’umda ütopyaların ayrıntılarını tamamlarım, ben büyüdüm onlar da büyüdü. Dut ağacının tepesinde ‘arya’ söylerdim ne olduğunu bile bilmeden tüm sesleri taklit ederek ve kendi içimde bütünlüğümü yakalıyordum ağacın yaprakları Orkestra’m ve ne ilahi bir şef idi rüzgâr.

Benim masalsı beklentilerim doğrultusunda seyir etmedi korona, doğudan yükselen kraliçe herkesi sevgi ile kutsamalıydı ve biz evlerimize yuvalarımızda çok mutlu olduğumuz için çekilmeliydik.

Boğazdan geçen gemileri ” bu hafta da yunuslar yüzmeli” diyerek durdurmalıydık. Nefs’imize sahip çıkıp nefes’imizi kesecek maskeler takmamalıydık. Ellerimiz evlerimizin yakınında akan derelerde yıkanmalıydı ve kedilere su kabı koymak zorunda olmamalıydık.

Masalım gündüz gözüyle gördüğümüz global bir kabusa dönüştü ve çocukların çocukluğundan geçti bu kabuslar. Kabusları tatlı rüyalara dönüştüren, sihirli parmakları olan bir kahraman çıkageldi geceleri, evlerimizde umut yayarak gezinen. O kahramanın adı ‘Çağatay Akyol’ idi. Sihirli arp’ı ve parmakları ile rüyalarını sihirledi çocukların her gece, çocukların huzurlu uykularında ki mırıldanmaları o’nun senfoni orkestrasıydı artık, beraberce huzurlu bir geleceğe notalar gönderdiler.

 

Biz kahramanlara tek tek ulaşamazdık, onlarda kurtarılması gerekenleri bulamazlardı, çünkü biz bütünün parçalarıydık. O lider çıkageldi ve her ruhu adresledi tek tek kahramanlarına, ‘Devlet Opera ve Balesi Genel Koordinatörü Oğuz Sırmalı’ idi. Usanmadan her gün 2 kere kontrol etti her birimizi ‘iyi miyiz’? diye.

Büyüklerin de sihire ihtiyacı vardı, bizler fareli köyün kavalcısını bekliyorduk, fareleri kovup bizi vebadan kurtarması için. Ve çıka geldi sihirli flütü ile ‘Bülent Evcil’. O çaldı peri masalını, bizim üzerimizden ağırlıklarımız döküldü. Zamanda yolculuğa çıkarabilen sizi, kaç kahraman geçebilir ki hayatınızdan?

Yüklerimizden kurtulurken adım adım yeni bir peri masalına ihtiyacımız vardı ve yarattığımız peri masalını herkese anlatacak bir ‘havari’ye. Öyle bir havari ki bu ne cinsiyeti var anlatırken masalı ne cismi olduğu yerin, sesi kulaklarımızdayken. ‘Peter Pan’ gibi hem uçuyor anlatırken hem de müziği ile masalın içinde rollendiriyordu bizi ‘İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı Gökçe Kurt Elitez’

Yalnız kaldığımız gecelerde hüzünbaz şarkılara yaslanıp dua ettiğimizde boğazımız düğümlendi ve söyleyemedik ağlarken şarkılarımızı, yetmedi nağmesiz seslerimiz, yüreklerimize. İşte tam o an’da sihirli bir ses acımıza, hasretimize ortak oldu kulaklarımızdan kalbimize yol alarak. Kusurdan uzak parmaklarında notalar, dilinde sihirli kelimeler büyüledi bizi ‘ İstanbul Devlet Operası’ndan Soprano Burcu Soysev’.

Biz pelerin aramadık kahramanlarımızda, o da pelerinsiz, gülümseyerek ellerini uzattı bize piyanosundan kısa bir süre çekerek ve bizi de alıp salonuna misafir etti. Kedisini ve purosunu bizimle paylaştı sevdiğimiz, bize iyi gelen şeylere tutunmamızı hatırlatarak. Kimi gün başka kahramanlarla iş birliği yapıp beraber taşıdılar yardım kolilerini evlerimize, bilyonlarca nota çıktı kolilerden ve hepsini dinlemeye yetecek kadar kulak bile yoktu bizde sevgili ‘ Piyanist Gökhan Aybulus’.

Gelecekten en mahrum olduğumuz günlerde geleceğe tutunuşu ile yarına hazırlayışı bizi , genç ve inançlı zihni ile hevesimizi tazeleyen piyanonun gelecekteki kraliçesi bu günün kahramanı ‘ Piyanist Tutu Aydınoğlu’ evlerimize değil sadece umutlarımıza misafir oldu.

Avengers’ın yenilmezliğine ve intikamcılığına ihtiyacımız varken fezadan yükseldi sesi ‘ Golden Horn Brass’ın ve hiç erinmediler memleketin dört bir yanından göğe yükselip Korno’larını üfleyip bizi uyanık tutmaya.

Korno: Begüm Gökmen

Tuba: Sinan Şirin

Trombon: Emre Berbergil

  1. Trompet: Julian Lupu
  2. Trompet: Renato Lupu

 

Pamuk prenses ve onlarca dev cüce lazımdı bize, kötü kraliçe ‘Korona’ kalbimizi avcı’ya söktürmesin diye. Mimik prensesi ‘Nil Kocamangil’ biliyordu yolu ve önümüze düştü ormanın derinliğinde kaybolmayalım diye. Viyolonsel ‘inden çıkardığı sesleri takip edip günahsız bir elma ağacının altında toplanıp doyasıya yedik ve doyduk cennet kaygımız olmadan.

 

Büyük kahramanlar en son ortaya çıkar, Dünya’yı kurtarır ama bu sefer öyle olmadı. En başında oradaydı ve kahramanlar orkestrasının şefi olmaya çocuk yüreği talipti. Baton’u eline aldı, kapılarımızı işaret edip ‘ alohomora’ dedi, tüm kilitler açıldı.

 

Açılan kapılarımızın bezirgân başı ‘Duygu Esenkar’ hiç kapı hakkı istemedi.

Biz doğunun kraliçesi koronayı ağırlarken martıların ağlamasına gülüşmedik, müziğin ritmine ve masallara tutunup denizin üzerinde gezinip yuvalarımıza umutla geri döndük. Şimdi kahramanların hikayelerini yazma zamanı geldi. Tarihi yaşayanlar değil yazgıyı değiştirenler yazar…