Yaşam

Yalancıyız

By  | 

Ağzımızdan çıkanı kulağımızdan firkete ile temizliyoruz. Sözlü yalanlarımızı pembe bohçalara sarıp hakkaniyetini savunup, fiili yalanlarımızı körden saklayamadan görmezden gelmeyi örf ve anane saymışız. Saymayı da bilmediğimizden sıfırdan yukarı çıkamamışız.

Dağlara kar yağınca taneler şehre düştü, yağmurdan ıslanınca arındık sanmışız.

En sevdiğimiz şarkılar her yeni sevda da değişmiş, her yeni sevda bir diğerinden daha güzelmiş gibi yaparken, eski sevdanın yazdırdığı şiirleri ‘karalama’ diye buruşturup atmışız.

 

Alayımız yalancıyız da zahmet etmeyip onca yalanın çok doğruyu götürmediğini zannetmişiz. Bakıp bakıp ölüyorum dediklerimizi az pişmiş efkarlarda iki dublede fondipledik, az dakikalarda çok şey anlattık bomboş tekrar eden (den den) cümlelerde. Ormana hasretle koşup nefes almak için, şehrin sesini egzozunu heybemizde götürüp çöpümüzü armağan vermiş gibi bıraktık. Sobanın bacasından çıkan dumanın boğduğu hayvanat için kapı önüne mama bırakıp günah çıkarttık. Karnımız tok sırtımız pek iken keyifle çıkan do sesimizle ‘vah vah’ ve ‘ah ahlarımızı sokakta olan için daha içten söyledik. Suriyeliye ülkesini terk etti diye kızıp suçlayıp, yurt dışı iş toplantıları ve erasmus kaçışlarımızda gittiğimiz ülkelerde yaşam hayalleri kurduk hep beraber pahalı içkilerimizi tokuşturup ağlayacak sorunlar uydururken.

 

Bıktıklarımızı yine yeniden yaşayıp, “mecburiyet” kelimesiyle kaleler ördük eleştirilerin önüne. Kurbanı et yemeyen köylerden uzaklarda kestik, kuyuları akarsuların yakınında, susuzluktan yanıp cehenneme düştüğünü sanan, tuz basılmış yarası magma tabakasında olan insanlardan uzakta açtık.

 

Aç olanı anlayacağız deyip oruçlarımızı tıka basa kusarak açtık biz. Dertlerimizi muhatabından sükunetle kaçırıp, tanış bile olamadıklarımıza cilt cilt olmayanları ile bağırdık.

 

“Ben yalanı sevmem, yalancıyı bilirim ” derken ‘kişi kendinden bilir işi’ olduğunu gözden kız kaçırır gibi kaçırdık. Unutkanız da elbet. Unuttuk yalanlarımızı, bundandır bütün yalanlarımız.

 

Denizleri çok sevdik biz, teknelerimizi saldık deryalara mazotumuzu balık yemi niyetine bıraktık. Çok merhametliydik ki çöplerimizi öğütüp saldık. Daha yakın olmak için denizin üzerine ölü toprağı serpip, mezar taşı evler diktik. Fatihasız balıkların yuvalarını rezidans yapıp midemizde yaşamalarını zorunlu kıldık.

Devamı dergide…