Yaşam

Tutunamayanlara

By  | 

Aylardan bahar… Kahvaltı sofrasında çatalımın ucunda duran kabuğu soyulmuş, kayık formunda kesilmiş, alı al çekirdeği yeşil domatesin ağzıma girmeden önce son yakarışları sonuç buldu ve içinden işaret ve başparmağımı kullanarak aldığım bir adet tohumluğu balkondaki saksıya itiştirip tıkıştırmak suretiyle gömdüm. Okuduğum Fatiha’dan sonra can suyunu döküp kahvaltı masasına geri döndüm. Biz o kahvaltı masasında 4.5 ay oturmadık ama o tohum olduğu yerden kalkmadan 1.5 metreyi buldu. Açtığı onlarca çiçek ancak etrafını güzelleştirdi zira meyve vermeye hiç niyeti yoktu. Salt yeşillik olsun diye ekmiştim sanki onu, beni çok yanlış anlamış olmalı ki o da durumdan hiç rahatsız değildi, utanıp kızarmasını beklediğim sebzeler ortada yok!. Eylül ayı geldiğinde artık bu birlikteliğe bir son vermem gerektiğini anladım ve komşudan bahçe makası istemenin verdiği dayanılmaz acıya katlanmayıp elime mutfak bıçağını aldım. Balkona çıktığımda onunla göz göze gelmeye çalıştım lakin o tüm yaprak ve çiçeklerini güneşe dönmüş beni hiç umursamıyordu. Sanki olacakları önceden biliyormuş gibiydi, bana hiç direnmedi. Ulaşabildiğim en dip noktadan kesip attım bedenini. Kökünü çıkarmak işime gelmemişti çünkü her yanı umarsızca sarmıştı kökleri ve bu ancak toprak kaybına neden olacaktı. Daha önce aynı saksıdan söküp attığım ‘aşa kılıcı’mın’ vicdan azabıma kulak verip vuslat ile büyümesi imkânsız gibi görünen bir ortamda tekrar kılcal köklerinden doğarak domates fidesinin düşen gövdesinin ardından bana gülümsemesi büyük sürpriz olmuştu. Geçen ay paşa kılıcını beslerken domatesin toprağa gömülü kökünün 10’da 1’lik kısmından yüzde çıkmış et beni misali bana bakan o yeşertiyi gördüm. “anası gitti danası geldi ” Trakya ata sözünü bir çırpıda düşünüp onu kendi haline bıraktım. Oysaki ben bana sığınan her bitkimi selamlayarak karşılamıştım. Sanırım ona olan hislerim Cumhurbaşkanımızın Somada markette yumruklanan vatandaşa olan hisleri ve düşünceleriyle aynı idi. “pis İsrail tohumu” dedim sessizce ama eminim ki beni duymuş ve çok üzülmüştü, nitekim pazarcı onun geldiği ana rahminin ilk aldığımda organik olduğuna yemin etmişti. Bu son görüşmemizden sonra bir ay boyunca yüzeysel karşılaşmalarımız oldu hiç diyalog kurmadığımız, yokmuş gibi davrandığım, orada olduğumu umursamadığı. evvelsi akşam işten eve gelmiş, oğlumun elinde ki tek sosyal ağlara ulaşım teknolojisine sahip aleti almış bacaklarımı uzatmış oğluma günün getirdiklerini soruyordum ki gözlerim ışık görmüş tavşan gibi açıldı ve oğluma seslendim, “çabuk gel inanamayacaksın”  bizim kısır domates fidesinin yandan çıkan yeni uzvu çiçek açmış, açtığı yetmemiş 2 domates ceviz büyüklüğüne gelmiş… Sonbaharın bitiminin kış mevsiminin başlayışının dördüncü gününde ‘bu ne perhiz bu ne domates turşusu’ diyecektim de turşuyu duyarsa bu sefer kızarmaktan vazgeçer diye korktum. Tüm olumsuz şartlara inat, bana ve benim inançsızlığıma inat başardığı bu mucize hareket karşısında bende önünde eğiliyorum bu yandaş domates fidesinin. Belki ben ve benim gibi bazen vazgeçenlere ilham olur. Tutunamayanlara tutunacak bir gövdesiz dal olur.
Aklınızda daima güzel bir fon müziği çalsın…
İçinizde ki tutunduran inancı daima iyilikle besleyin