Göze Çarpanlar

SÜRESİZ NAFAKA

By  | 

1- Son dönemde basın ve sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan Yoksulluk Nafakası (Süresiz Nafaka) aslında süresiz değildir, belli koşullarda sona ermektedir. TMK’nın 176. maddesinde kaldırma sebepleri sıralanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin kararları vardır.
2- Kamuoyuna aksettirilenin aksine sadece kadınlara yoksulluk nafakası bağlanmaz, şartları uyan tarafa kadın ya da erkeğe bağlanır. Konu yasada açıkça belirtilmiş olup, konuya ilişkin Yargıtay içtihatları mevcuttur, konuyu kadın ve erkek ayrışmasına taşımamak gerekir.
3- Çok kısa süren evliliklerde sorun yaşayan mağdurlar vardır. Fakat sayıları belli değildir. Medyada kimi zaman 1000 kimi zaman 2000 kimi zaman 6000 denen mağdurlar kimi zaman da 2 milyon olmaktadır. Bu sayılar afakîdir, bilimsel bir veri yoktur. Konuya ilişkin bir veri tabanı oluşturulmalıdır.
4- Yoksulluk nafakası bağlanma kriterleri ve özellikle yoksulluk sırının belirlenmesinde sorunlar vardır. Tarafların gerçek gelirleri çoğu zaman tespit edilememektedir. Bu sorun uygulamada yerel mahkeme kararları ve içtihatlarla giderilebilir (evlilik süresi, kusur, ortak çocuk bulunması, tarafların yaşı, çalışma imkanı varken çalışmaması, tarafların geliri gibi).
5- Genellikle her iki tarafın da yoksul olduğu durumlarda nafaka daha büyük sorun haline gelmektedir. Yoksuldan yoksula, yoksulluk nafakası ödeme sorunun çözülmesi gerekmektedir.

Misal; Lise mezunu asgari ücretle çalışan bir genç, yine asgari ücretle çalışma imkanı olan fakat lise mezunu olan gence süresiz nafaka ödememelidir.
6- Yoksulluk nafakası almadan geçimini sağlayamayacak kadın sayısı fazladır. Hâlihazırda çalışan kadınların oranı %35 olup çok düşüktür ve bu durum kadınların yoksulluk nafakasına ihtiyacı olduğunu gösterir.
7- Sosyo-ekonomik alanda iş ve eğitim alanında kadınların önünde çok fazla sorun mevcuttur.
8- İş alanında kadına baskı uygulanmakta, cinsiyete dayalı olarak ayrım yapılarak eksik ücret ödenmektedir.
9- Kadın erkek fırsat eşitliğinde ülkemiz dünya sıralamasında en altlardadır.
10- Hâlihazırda bağlanmış nafakasını alamayan mağdur kadın sayısı fazladır. Bunun tahsili için çalışma yapılmalı gerekirse fondan karşılanıp borçlulara rücu edilecek sistem kurulmalıdır.
11- Toplumda cinsiyete dayalı ayrımcılık ortadan kaldırılmış değildir.
12- Aile mahkemelerinin kurulması gerek nafaka gerek aileye ilişkin tüm davalarda yararlı sonuçlar sağlamıştır, daha verimli olunması için aile hukuku ile ilgili avukatlıkta branşlaşma sağlanmalıdır.
13- Kayıt dışı çalışma ve maaş ile kazançların mahkemede düşük gösterilmesinin engellenmesi, boşanmada tazminat ve nafakalarda verilecek kararlarda düzelme sağlayacaktır.
14- Boşanma davaları ve nafaka borç ve alacaklıları için bir veri tabanı oluşturulmalıdır. Daha doğrusu boşanmaya ilişkin genel veri tabanı oluşturulmalıdır.
15- Evlilik sigortası veya fonu kurulmadan yoksulluk nafakasının kısıtlanmasına ilişkin düzenleme yapılması toplumsal sorunları beraberinde getirecektir.
16- Kadınların çalışma hayatı içerisinde yer alması için gerekli koşulların düzeltilmesi ve en önemlisi toplumsal farkındalığın sağlanması gerekmektedir.
17-Yoksulluk nafakası ile ilgili yasal düzenlemenin sosyal devlet kriterine uygun olmadığı iddiası hukuki mesnetten yoksundur. Güçlüye karşı güçsüzü korumak sosyal devletin görevidir.
18- Yoksulluk nafakası özünde ahlaki değerlere uygun olup, sosyal dayanışmayı güçlendirmektedir.
19- Konuyu özellikle medya üzerinden kadın erkek çatışmasına götürmemek gerekir.
Denilmektedir ki “kadın boşandıktan sonra eski eşine bağımlı olmasın.” Evet, kadın evlilik öncesi, evlilik içinde ve evlilik sonrası eşe, babaya veya kardeşe bağımlı olmasın. O halde öncelikle kadının çalışması için önündeki engelleri kaldıralım. Evlilik süresince sosyal ve ailevi baskı ile eşe bağlı olan kadına boşanma sonrası “hadi sen git çalış kimseye bağımlı olma” demek hakkaniyete uygun değildir. Mesleği olsa bile eş ve aile baskısı ile uzun bir süre çalışmamış kadın, boşanma sonrası iş bulma ve çalışmada tacizler de dahil olmak üzere pek çok sorunla karşılaşırken, sosyal çevresi gereği  işe girmesine eşi ve ailesi tarafından izin verilmeyen bir kadına boşanma sonrası “git çalış” demek ne derece doğrudur?

Kadının çalışması için şartlar düzeltilmeli ve öncelikle toplumsal farkındalık sağlanmalıdır. Evlilik süresince çalışmasına imkan verilmeden aile bütünlüğü için tüm enerji ve zamanını harcayan 45-50 yaşlarındaki bir kadına, boşanma sonrası “çalış nafaka alma” demek adil değildir. Bu husus tartışma konusu dahi yapılmamalıdır. Yüksek sesle sosyal medya ve basında sanki tüm süresiz nafaka ödeyenler mağdur olmuşçasına algı oluşturulmaya çalışılsa da işin özünün öyle olmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda bahsedildiği üzere süresiz nafaka mağdurları diye adlandırılan olgu, aslında kısa süren ve çalışma imkanı varken çalışmayan eski eşe nafaka ödeyen mağdurlardır, kısa süren evliliklerden kaynaklanan bu sorun tüm nafaka borçlu ve alacaklılarına mal edilmemelidir. Süresiz nafaka kanunumuzdaki yerini korumalıdır (aslında süresiz olmadığı, yasamızda  bahsedilen kanuni şartların bulunması halinde sona ereceği bilinmelidir.).
Peki, çalışma imkanı varken çalışmayan ve çok kısa süren evlilik sebebi ile mağdur olanların durumu ne olacaktır? Çalışma imkanı varken hiç çalışmayan kısa süre evli kalan eşe hiç yoksulluk nafakası bağlanmaması gibi, süreli ya da süresiz nafaka bağlanması gibi durumlar davanın özel şartları içerisinde hakim tarafından takdir edilebilecek bir düzenlemeye tabi tutulabilir. Bu düzenlemeyi yapmadan önce de birer birer vakalarla hareketten ziyade; mağdur sayısı veri tabanı kurularak ve gerçek mağdur sayısı belirlenerek işe başlanılmalıdır. Aile hukuku kamuoyunu ilgilendirdiğinden tek tek vakalarla değil gerçek veriler tespit edilip taraflar dinlendikten sonra tarafların zarar görmeyeceği ortak bir kanaat oluşturulup, kısa süren evlilikler için düzenleme yapılabilir. Yapılacak düzenlemenin pek çok sorunla karşı karşıya olan kadınlarımıza yeni zorluk ve sıkıntılar getirmemesine de dikkat edilmesi gerekir.
Evlilik fonu ya da evlilik sigortası oluşturulmadan, çalışma ve fırsat eşitliği sağlanmadan, iş hayatı içinde baskı ve taciz sonlandırılmadan ve belki de en önemlisi; kadının çalışması ile ilgili farkındalık yaratılmadan, yoksulluk nafakasının (süresiz nafakanın) temelini bozacak değişiklik ve düzenlemeler yapılmamalıdır.
Süresiz nafakanın kanunlarımızdan tamamen kaldırılması günümüz koşullarında aile yapımıza ve sonuç itibarı ile toplumumuza zarar verecektir. Tekil eleştiriler sebebi ile Türk Medeni Kanunu’nda değişiklik yapılması sosyal yapımıza yarar değil, zarar getirecektir.
Dünya üzerinde nafaka ile alakadar birbirinden farklı düzenlemeler bulunmaktadır. Taraflar, dünyadaki uygulamadan örnek verirken hep kendi lehlerine olacak örnekler vermektedirler, aleyhlerinde olacak örneklerden kaçınmaktadırlar. Oysa dünyada her toplum kendi sosyo-ekonomik yapısına ve tüm değerlerine göre yasal düzenleme yapmaktadır. Kimi toplumlarda nafaka süreli iken kimi toplumlarda süresizdir. Dünya örneklerine objektif yaklaşmak fakat kendi toplumumuzun ihtiyaçlarına, toplumsal şartlarına ve sosyal değerlerine de dikkat etmek gerekir. Düzenlemenin Türk Medeni Hukuku’nda yapılacağını aileyi ve evlilik kurumunu ilgilendirdiğini unutmamak ve hassasiyet göstermek gerekir; çünkü aile kurumu Türk toplumu için en değerli kurumdur ve toplumun ayakta kalmasını sağlamaktadır. Toplumumuzda kişiler boşansa bile sosyo-kültürel değerlerimiz gereği eski eşinin yoksulluğa düşmemesi için ona yardım etmektedir. Yoksulluk nafakası bu bakış açısıyla Medeni Kanun’umuza girmiştir. Bu bakış açısı ile getirilen yasanın topluma yararı büyüktür. Bizler Türk kadınına gerek evlilik öncesi gerek evlilik içinde gerekse evlilik sonrası geçimini, çalışıp üreterek sağlayacak imkan ve şartları oluşturduğumuzda artık bu türde bir nafakaya da gerek kalmayacaktır.