Yaşam

ölüm!

By  | 

Gün ağar. Gün doğar. Felek bir kararda yüzer ha  yüzer. Hayat sualinin cevapsız yazgıları olarak yüzer gideriz. Her dem yeniden  doğar her dem yeni batarız.
Kelam ehli her doğuş içre çokça lakırdı eyledi. Ancak: işin batan kısmının  gayet tarifi çetin ve elem vericiliğinden ya tenezzül edilmedi ya da cesaret yetmedi.
Varlık alemi kendi döngüsünde zıtlıklarıyla kaim. Ya da yokluğuyla. Bir iddiaya göre ise teklikten başka hiçliğiyle.
Her halükarda kavramsalda olsa ‘var ve yok’ var.
Tüm bu sebeplerden ölüm ve Her dem ölüm konusu en azından basitçe de olsa irdelenmeye mecbur.
Bu işi âcizane birkaç başlık altında düşünmekteyim.
Ölümün üzüntüsü!
Duygularımızı öğretilmişliğe mahkûm ettiğimizden kelli ancak öncesiz mevzularda karmaşaya düşmekten başka bir farklılığımız olmuyor. Kanıksamış kalıplar. Reel olarak aynı tepkinin tonlarıyla muhatap oluyoruz.
Hayatı ölümsüzlük olarak anlamlandıran bizlerin; nefessiz ve bedensiz kalmanın üzgüsüne düşmesi kendi ironisiyle sarmaş dolaş değil de nedir?
Bireyin tekâmülünün asliyesi ferdi kabiliyetiyle ilintili olduğu öngörüldüğünde toplumun ve toplumsuzluğun bu hikmet gide gelenini pekte etkilediği söylenemez.
Canlının varlığını başka bir şekilde devam ettirmesine kahırlanmak çok ta giden için mühim olmasa gerek.
Seremoniler düzenleyip üzüntüyü aşarak iletişimin her çağ mümkün olduğu bilgisi var iken bu yolda olmamak garip………………………