Gündem

MUHAFAZAKÂRLIK TARTIŞMALARI!

By  | 

Türkiye İran oluyor!  Türkiye Malezya oluyor! Türkiye git gide muhafazakarlaşıyor. Son on beş yıldır sıklıkla dile getirilen bu söylem çeşitli kesimlerde kaygıya sebep oluyor. Kesintisiz devam eden AK Parti iktidarının muhafazakar toplum yaratma iddiasında olduğu ve çoğunluğu elinde bulundurmaktan aldığı güçle laik ve seküler cenahı baskı altına aldıklarını, tabiri caizse muhafazakar olmayanlara yaşam alanı bırakmadıklarını söylüyorlar.

Gece yarısı Alkol satışı yasakları, açılan İmam Hatip Okulları, müfredattaki din eğitimine verilen ağırlık ve son zamanlarda yaşanan giyim tarzını ve yaşam şeklini hedef alan sözlü ve fiziki saldırılar en güçlü argümanlarını oluşturuyor.

Peki bu kaygılar ne derece haklı? Kendini seküler veya laik olarak ifade edenler gerçekten mahalle baskısı mı hissediyor yoksa tamamı yersiz endişelerden ve tarafgirliğin vermiş olduğu hissiyattan mı kaynaklanıyor? Ne yazık ki buna cevap vermek kolay değil. Daha doğrusu verilen cevap baktığınız açıya ve kendinizi konumlandırdığınız cepheye göre değişkenlik gösteriyor. Bir taraf yaşam alanı bulamadıklarından yakınırken, kendini iktidara yakın bulanlar ise böyle bir baskının olmadığını iddia ediyorlar. Aslında bir baskıdan çok durum muhafazakârlaşma adı altıdan birilerinin rantı haline gelmiş durumda gerçek dindarlar ve hatta iktidarın savunduğu değerler ise bundan en çok zarar görenler olarak karşımıza çıkıyor.

Sorunun cevabı durduğunuz yere göre değişiyor dedim lakin siyasi görüşlerimizden sıyrılarak baktığımızda bu yakınmaların çokta haksız sayılmadığını görebiliriz. En azından ben böyle düşünüyorum. Minibüste tokatlanan genç kız, suratına tekme atılan hemşire, düğününde dans ettiği için davetliler tarafından “yalanıp, yutulmayı” hak eden gelin, evinde şortla gezdiği için apartman yöneticisine şikayet edilen kadın öğretmen vs. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Bunun yanı sıra bilmem ne hoca adına açılan sözüm ona dini kurslar, milli ve manevi değerleri dillerine pelesenk edip gayri milli ve maddi menfaatler peşinde koşanlar, muhafazakar ve seküler vatandaşlar arasındaki sosyal farklılığı nefret ve kutuplaşmaya dönüştürüyor. Hangi kaynaktan beslendiği bilinmeyen bu güruh kendilerine göre dinsiz olarak niteledikleri kesimi hedef alırken aynı zamanda samimi dindarlara ve gerçek muhafazakarlara da zarar veriyor.

Tehlikenin bir başka boyutu da iktidarın dini hassasiyetini ranta çevirmeye çalışan çıkar çevrelerinin varlığı. Bence en tehlikeli olanı da çıkar amaçlı hareket eden bu takiyeciler. Kırk yıllık pavyon şarkıcısı bir gecede tesettüre girip nasıl günde beş vakit namaz kıldığını, nasıl huzur ve huşu bulduğunu anlatıyor. Parsayı topladıktan sonra ne tesettür kalıyor ne namaz. Dünün gözde jigolosu, çaptan düşünce cübbe giyip kanal kanal gezerek nasıl hidayete erdiğini anlatıyor. Kaleminden şükür ve tevekkül damlayan, cilt cilt kitaplar yazarak manevi hayatın öneminden bahseden mütedeyyin yazarımız ıssız koylarda metresiyle gününü gün ediyor. Televizyon yapımcıları program formatlarını ve konuk profillerini değiştiriyor. Artık gelin adaylarımız türbanlı, damatlarımız selam ve dualı. Bu takiyenin bir de halk arasında yaşananı var.  Yılbaşı kutlamak gavur icadı diyen hacı amcanın, yılbaşı gecesinde dükkanının camına bir tek kırmızı don asmadığı kalıyor. E paranın dini imanı olmuyor tabi. Belediyede ihale kovalayan müteahhit, Cuma Namazı için Başkan’ın gideceği camide pusuya yatıyor.
Bu benim yakınım, bu arkadaşım demeden tamamen objektif bakış açısıyla çevrenizde olan biteni gözlemlerseniz ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Türkiye muhafazakarlaşmıyor, muhafazakar iktidarın nimetlerinden yararlanmak isteyenler tarafından “mış” gibi yapılıyor.

Peki toplum profilinin bu denli bozulmasının bir sebebi yok mu? Mutlaka var. Bence en büyük sebep bir yerlere yaranmak adına yapılan riyakarlık ve liyakate gereken önemin verilmemesi. Hal böyle olunca kendini muhafazakarmış gibi lanse edip, dinin gerekliliğinin kenarından bile geçmeyen şekilci dindarlar sosyal yapımıza tamiri mümkün olmayan zararlar veriyorlar. Yapılan anketler ve sosyolojik çalışmalar özellikle gençlerin muhafazakarlara ve dine karşı bir antipati beslediklerini işaret ediyor. Burada önemli olan kimin neye inandığı ya da neden inanmadığı değil. Dikkat edilmesi gereken husus  inanç eksenli bir kutuplaşmaya doğru gittiğimiz gerçeği. Bunu görmezden gelmeye devam edersek millet olma bilincimizi, birlikte yaşama kültürümüzü kaybederiz.

Bu bağlamda 15 Temmuz hain darbe girişimi hepimiz için büyük bir ders olmalı. Liyakatten ve hukuktan bir milim bile saptığımızda başımıza neler gelebileceğini çok iyi gördük. Ve buradan çıkarılacak dersten iktidarın da kendi payına düşeni aldığına inanıyorum.  Başta Sn. Cumhurbaşkanımız olmak üzere, yetkili makamların en kısa zamanda bu çıkarcı riyakarlara müdahale edeceğini ve onlara hareket alanı bırakmayacağını düşünüyorum.  Muhafazakarlıkla ya da inandığı gibi yaşamakla zerre kadar ilgisi olmayan sözde dindarlar adeta birer asalak gibi iktidarın sırtında semiriyor ve semirdikçe beslendikleri iktidara zarar veriyorlar. Benim kaygım herhangi bir siyasi partinin zarar görmesi meselesi değil. Benim endişem “mış” gibi yapanlar yüzünden toplumun kutuplaşması ve birbirimize karşı olan saygımızın tükenmesi. Burada kendini muhafazakar olarak tanımlayanlara da büyük iş düşüyor. Onlar da inandıkları dinin gereği olan okumaktan ve sorgulamaktan asla vazgeçmemeliler. Başında sarık, sırtında cübbe olan her sakallının sözünü ayet bilip körü körüne iman etmemeleri gerekiyor. Aynı şekilde laik ve seküler vatandaşlar da, yaşanan tatsız olayları infiale dönüştürmeden aklıselim ile değerlendirmeliler ve toptancı bakış açısıyla yaklaşmamalılar.

Hasılı, bu toprakların ve bu devletin savunulması gereken son kale olduğunu görmezden gelerek, farklılıklarımızla ama millet olma bilinciyle yaşamayı unutursak, Türkiye Cumhuriyeti, ne muhafazakarla, ne laiklere, ne de bir başka kesime yar olacak. Hep birlikte yok olup gideceğiz.