Kültür-Sanat

Memleket Hikayeleri

By  | 

Otuzlu yaşların ortasında, şimdikine kıyasla çok erken denebilecek bir yaşta birbirini severek evlenmiş, orta halli ne uzayan ne kısalan bir aile bizim memleket… Elbette istisnalar var ama üç aşağı beş yukarı okurken herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bazen de çok şey kaybedeceği bir hikaye…
Üç çocuklu, iki çalışanlı babadan yadigâr evde oturan, kültür sanata meraklı ama sinema, tiyatroya gidemeyen, çok vakti olan ama boş vakti olmayan, çocuğun İngilizce kursu için fazla mesai yapıp kendinden ödün veren, okey masasında ve alışverişte neşelenen dışarıdan örnek ama içeride kapanmaz yaraları olan siyasi tercihini gelecekten yana değil de geçmişten yana kullanan biraz mutaassıp biraz seküler üstüne biraz da milliyetçi bir aile…
Eşler arasında problemin eksik olmadığı, çocukların internet bağımlısı olduğu aynı evde bir ömür beraber geçerken kimsenin kimseyi gerçekte tanımadığı bir zamanı yaşıyor ve gelecek ile ilgili kaygılarla yaşarken anı unutuyoruz çoğu zaman. Mezarlıklar yaşamadan ölen insanlarla dolu ve tek yeşil alan mezarlık artık şehirlerde. Yaşarken alamadığımız havayı öldükten sonra alırız umudu belki, tıpkı cennet, cehennem gibi. Cehennemi yaşarken de reenkarne olmak gibi öldükten sonra cenneti umuyoruz. Oysa bu dünyada cenneti yaşamayan beklemesin öbür tarafta, sahi cennet ne?

Her istediğimizin olması, huriler, gılmanlar, ırmaklar, yemyeşil bahçeler bak yine yeşil! Mecazları hakikat sanmak ilk yanılgı aslında sonra hakikat mecaz oluyor çünkü. Dönelim en başa yine, yeşilmişik bir zamanlar…

Sosyal medya, internet, dijitalle ilgili herşey hayatımızın vazgeçilmezi artık yeni çıkan telefonları takip ettiğimiz kadar çoğumuz çocuğunu takip etmiyor. Biraz oyun, biraz sosyal medya üstüne bir iki köşe yazarı veya haber okudun mu tamamdır bu iş. Aslında sorulan sorular basit ve her zamankinden kolay düşünmemiz istenmiyor çünkü sistem düşünmeme üzerine kurulu aman ha her zaman en doğrusu senin bildiğin aksi olamaz bunca insan yalan mı söylüyor neticede hem bak evliya gibi adam yalan söyleyecek hali yok ya tarzında bol bol asparagas haberler, özlü sözler, siyasi nutuklar yayınlanıyor dört bir yandan netice de herbokolog yetiştiriliyor bol bol. Herşeyden anlayan ama hiç bir konuda uzman olmayan biz hıyar görmeyelim bir avuç tuzu alıp koşuyoruz. Sosyal medya önemli dünya artık dijitalleşti insanlar eşini bile sosyal medyadan bulur hale geldi. Normalde kimseye yazmam ama diye başlayan cümleler kadın erkek fark etmeksizin kaşarlık belirtisi olsa da bu kadar çok sanal olan bizde gerçeklik algısı yaratıyor. Netice; üç çocuklu, iki çalışanlı birbirlerini tanımayan koskoca bir aile memleket. Daha trajik durumlarda var aslında aldatma gibi, ayrılma gibi ama konu memleket hikayesi olunca cümleler ağır geliyor topyekun belirtmeye.

devamı dergide…