Yaşam

Memleket Hikayeleri ‘Bakış Açısı’

By  | 

Göz bozukluğu gördüklerimizi sınırlar, görüş bozukluğu ise yaptıklarımızı.

Franklin Field

Farkında mısınız bilmem ama ülke olarak gündemimiz sürekli değişiyor. Bir hafta geçmeden hayati sayılabilecek bir konudan diğerine geçiyoruz. Her aşaması testlerle, tuzaklarla dolu herhangi bir olaya yorum yapmamız, taraf olmamız isteniyor. Sürekli taraf olunca da görüş bozukluğu yaşıyoruz. Hep karşıt yaratmaya, çatışmaya, ötekileştirmeye yer arıyor, farkında dahi olmadan zemin hazırlıyoruz. Hatta o kadar çok abartıyoruz ki birkaç gün uzaklaşıp kendimizi dinlesek neredeyse kendimize bile muhalif olacağımızı düşünüyorum.

Birilerinin kaleme aldığı, birilerinin başrol oynadığı filmde bırakın yan rolleri hatta figüranlığı, film ekibinin haberi bile olmadan sokaktan geçen adam rolü oynuyoruz. Üstelik öyle içten, öyle samimiyiz ki kameraya bile bakmıyor, olayın sihrini bozmuyoruz. Hayatımızı bu kimsenin farkında olmadığı role adamışız. Tuhaf değil mi? Ancak hepimiz olmasa da çoğumuz şizofreni teşhisi için yetecek tüm argümanları taşıyoruz. Abartıyorsunuz diyenler kendilerinden başlayarak aile bireylerinin ve yakın arkadaşlarının sosyal medya paylaşım ve beğenilerine bakmalarını tavsiye ediyorum. Birkaç farklı tiple karşılaşacaklardır. Ancak işin en nihayetinde sokaktan geçen adam rolünü çok önemsediklerini göreceklerdir.

Sözün özüne gelecek olursak kimseye akıl verecek halde değilim lakin sorgulama yapılması için yazıyorum. Özellikle genç ve kendini genç hisseden arkadaşlar lütfen siz bizim ve bizden önceki jenerasyonun hatalarına düşmeyin. Başkalarının kavgalarında dayak yemeyin. Birilerini zengin etmek için boş vakitlerinizi harcamayın. Size sunulan her şeyin bir ticaret vasıtası olduğunu ve özellikle de en çok bedava sunulan şeylerin TV programları, sosyal medya hesapları, her türlü boş kulüpler vs. aslında size çok pahalıya patladığını, patlayacağını unutmayın.

 

Yerli ve Milli

 

Biz Türkler tarih sahnesine at ile çıktık. Dünyanın en iyi at kullanan milletlerinden biri olduk. At üstünde kilometreler aştık, yeni yurtlar kurduk. Atı kanat yaptık kıtalar aştık… Derken denizlerle buluştuk. Ufak takalardan, dev yelkenlilerin üretildiği tersaneler kurduk. Yetmedi devasa gemileri karadan yürüttük, koskoca denizleri göl yaptık, avucumuzun içine aldık. Sonra trenler çıktı demiri Ergenekon’da eriten biz bu kez geç kaldık. Ancak pes etmedik, kazma kürekle demir ağlarla ördük yurdu dört baştan, sıfırdan koskoca ülke inşa ettik.

Otomobiller çıkınca biraz geri kaldık. Ama yine pes etmedik bir avuç mühendisle tarih yazdık, ‘Devrim’i yaptık. Lakin bazı şeyler umduğunuz gibi gitmedi. Yaptığımızın arkasında durmadık, duramadık. Sonra kaçırdık yine treni, ucuzuna, biraz da kolayına kaçtık. Hazıra konduk. Tabi dayanmadığından hazıra dağlar, ufak çaplı girişimler yaptık. Kaportası, boyasıydı derken kendimize olmasa da başkalarına taşeron olduk. Yerli malı dedik adını bile telaffuz edemediğimiz isimlerle otomobiller ürettik. Hiçbir zaman yerli saymasak da bu toprakta üretildiğinden yerli diye isim bile taktık. Şimdi ise yıllarca özlemini çektiğimiz otomobil hayalimiz gerçeğe dönüşüyor. Bu sebeple çok değerlidir. Belki de bizim için yerli otomobil demek dünyaya kafa tutmak ve makus talihin dönmesi gibi gördüğümüzden heyecanlanıyoruz. Talihin dönüp dönmeyeceğini zaman gösterecek ancak yerli arabamızı görücüye çıkaran tüm ekibe sırf bu hayali yeniden kurdurdukları için yürekten teşekkürler borçluyuz.