Kültür-Sanat

Maziden bir hatıra “Fener”

By  | 

Zamanın akışı içerisinde kaçınılmaz olarak yaşadığımız değişim olgusu hayatın her alanında olduğu gibi şehirleri de etkiliyor. Eski siluetin yerini bambaşka bir görüntü, köklü sakinlerinin yerini ise farklı çevreler alıyor. Fakat enteresan olan şu ki; değişim ne kadar kaçınılmaz olursa olsun bir süre sonra öze dönüş başlıyor, eskiler yeniden baş tacı ediliyor. Tarihin tekerrürü misali sürekli bir başa dönen bir döngü yaşıyoruz. Ya yeni dediklerimizin eğretiliğinden ya da derinlerde bir yerlerde var olan kültür kodlarımızdan olsa gerek eskiyi özlemle yad ederek iyiliği ve samimiyeti geçmiş zamanlarda arıyoruz.
Bu arayışın bize yeniden hatırlattığı maziden bir hatıra da Fener.
Haliç’in batısında kıyı boyunca devam eden bu şirin semt hareketli ve canlı günlerini Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra ancak 1930’lu yıllara kadar sürdürebilmiş.
Bizans döneminde kıyıda bulunan deniz fenerinden dolayı Fener adını alan semt, tarihi boyunca hemen her dönem parlak günler yaşayan bir yer olmuş. Semt, Bizans’tan itibaren ağırlıklı olarak Hristiyan nüfusun yaşadığı önemli ve nüfuzlu bir yermiş. Eğitimli sakinleri, tüccarları, aristokrat nüfusu ile seçkim bir zümreye ev sahipliği yapan Fener, İstanbul’un fethi sırasında sakinlerinin İtalya ve Mora’ya kaçmaları sonucu fetihten sonra terkedilmiş bir yer haline gelmiş. Fatih Sultan Mehmed, imparatorluğun başkenti olan İstanbul’u, eski önemine ve gücüne kavuşturmak için yayınladığı fermanla, gayrimüslimlere din, ticaret ve eğitim alanında serbestlik vermiş, can ve mal güvenliği teminatında bulunarak burayı terk eden eski sakinlerinin geri dönmesini sağlamış ve Fener’i, Hristiyan Rumların yaşadığı zengin bir semte dönüştürmüş. Fenerlilerin genellikle iyi eğitim görmüş olmaları ve yabancı dil bilmeleri onların devlet görevleri üstlenmelerinde etkili olmuş ve bu durum semtin ekonomisini de etkilemiş. Sonraki dönemlerde Patrikhanenin kalıcı olarak buraya taşınmasıyla Fener, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Rum nüfusun ağırlıkta olduğu bir semt olma özelliğini korumuş.
Bizans ile başlayıp Osmanlı ile devam eden parlak günler, 1930’lu yıllara kadar sürmüş. 1936 yılında İstanbul’un şehir planlaması yapılırken Haliç’in sanayileşmesi ve kıyı boyunca yapılan düzenlemelerle Fener bambaşka bir siluete bürünmüş. Kıyı şeridi boyunca açılan imalathaneler, ambarlar ve işyerleri öncelikle sahilde yaşayan yalı sahibi zenginleri etkilemiş. Açılan işletmelerde çalışanlar yaşadıkları semtlerin uzaklığından dolayı yavaş yavaş aileleriyle birlikte Fener’e göç etmişler. O güne kadar Hristiyan Rumların ağırlıkta olduğu bölgedeki demografik yapı Müslüman Türklere doğru evrilmeye başlamış. Dini anlamda herhangi bir çatışma ya da uyuşmazlık yaşanmamış hatta iki inancın mensupları, birbirlerinin dini günlerini kutlamış, acıda ve sevinçte kader birliği yapmışlar fakat çevresel değişimler buradaki azınlık nüfusun İstanbul’da yaşayan diğer Hristiyan vatandaşların muhitlerine taşınmalarına neden olmuş. Fener’in asıl dokusunun değişmesi ise varlık vergisi ve nüfus mübadeleleriyle yaşanmış.
Sahildeki yalıları, cumbalı ahşap evleri, kagir konakları, tarihi yapıları ve kayıkhaneleriyle, İstanbul’un huzurlu ve sakin semti Fener son darbeyi de 80’li yıllarda yaşadığımız köyden kente gelen göç dalgasıyla almış. Eski günlerinden uzak olan semtteki emlak fiyatlarının düşüklüğü ve iş imkanlarının nispeten daha fazla olması, buraya farklı kültürlerden ve çevrelerden sakinlerin gelmesine sebep olmuş.
Uzunca bir süre şehrin karanlık yüzü ve tekinsin muhiti olan Fener’in kaderi, Haliç’i temizleme girişimiyle yeniden gülmüş ve 1997 yılında Fatih Belediyesinin UNESCO ile ortak yürüttüğü rehabilitasyon projesiyle metruk binalar yıkılmış, tarihi yapılar onarılmış ve eski dokuya uygun yenileme çalışmalarıyla semtin çehresi değiştirilmiş.
Genellikle iki katlı ahşap evleri, kiliseleri, camileri ve sanat galerileriyle dolu daracık sokakları bugün yerli yabancı birçok turistin ve İstanbullunun uğrak noktası halinde. Apartmanlardan ve alışveriş merkezlerinden kaçarak, unutulmaya yüz tutmuş mahalle dokusunu hissetmek isteyenler için samimi ve sıcak bir semt olan Fener’de, Patrikhane başta olmak üzere Fatih’in surları bekleyen askerler için yaptırdığı Fener Kapısı Mescidini, Kanlı Kiliseyi ve Fener Rum Erkek Lisesini görebilir yol üzerinde karşınıza çıkacak olan daha birçok tarihi mekanı ziyaret ederek güzel bir gün geçirebilirsiniz.

FENER RUM PATRİKHANESİ
Ayasofya’nın patrikhane olmasından önce Topkapı Sarayı’nın bahçesinde bulunan Aya İrini Kilisesi 4.YY’a kadar Bizans Piskoposluğu olarak kullanılmış. Fetihle birlikte sembolik önemi yüksek olan Ayasofya camiye çevrilmiş ve patriklik Havarium Kilisesine taşınmış. 1456’da Fatih’in bu kilisenin yerine cami yaptırmasıyla patrikhane yer değiştirerek Pammakaristos Manastırına nakledilmiş. 1587 yılında da Vlaherna Sarayı içerisinde yer alan Theotokos Paramithias kilisesine son olarak da 1600 yılında bugünkü yeri Aya Yorgi kilisesinin yanına taşınmış. Çeşitli tarihlerde yangın ve onarım neticesinde yapılan yenilemelerle bugünkü halini almış. İçerisinde yer alan ikonalar ve Ortodoks mezhebince kutsal sayılan emanetlerle görülmeye değer bir yerdir.
Yuvakimyon Rum Kız Lisesi
Gülhane Hattı Hümayun ile gayrimüslimlerle Müslümanların medeni alandaki eşitliğinin kabulünden sonra bölgedeki fakir Rum ailelerin kızları için Patrik 2. Yovakim’in girişimiyle 1879 da temeli atılmış kendisinden sonra gelen Patrik 3. Yovakim tarafından tamamlanan okul 1988 tarihine kadar eğitim hayatına devam etmiştir.
Kanlı Meryem- Kanlı Kilise
Bizans İmparatoru 8. Mikail Palailogina’nın kızı Maria, 13.YY’ da Moğollar ile ittifak kurmak için Hülagü Han ile evlendirilmek üzere Moğollara gelin olarak gönderilir fakat Maria Moğolistan’a varmadan Hülagü han hayatını kaybeder. İttifak için planlanan evlilik iptal olmasın diye Hülagü Han’ın oğlu Abaka Han ile evlendirilir. Ama kısa bir süre sonra Abaka Han kardeşi tarafından öldürülünce adı Kanlı Meryem’e çıkar ve İstanbul’a geri gönderilir. Şehre döndüğünde bu kiliseyi yaptırır ve kendisini dine adar.
Fatih Cami’nin Rum mimarı Hiristodulus’u taltif etmek için Fatih tarafından bu kilisenin camiye çevrilmeyeceği garantisini veren ferman hala kilisede görülebilir.

FENER RUM ERKEK LİSESİ
Haliç bölgesinin en görkemli binalarından biridir. Hatta ihtişamından dolayı patrikhane ili karıştırıldığı olur. 1881’de inşasına başlanmış ve iki yıl gibi kısa bir sürede bitirilmiştir. Patrikhane akademisinin Heybeli Ada Ruhban Okulu’na devredilmesiyle modern eğitim vermeye başlamıştır.
TAHTA MİNARE
Fatih Sultan Mehmet tarafından 1458 tarihinde yaptırılmıştır. Yaşadığı tahribatlar sonucunda 1865 yılında yeniden yapılmış ve ahşap olan minare kagir olarak yeniden inşa edilmiştir. Tavanı ahşap kaplama olan cami son olarak 1957 yılında cemaati tarafından onarılmıştır.
FENERKAPISI MESCİDİ
Yapım tarihi tam olarak bilinmese de kitabesinden ve kaynaklardan öğrenildiğine göre, Fatih tarafından buradaki surlarda görevli askerlerin ibadetlerini yapabilmeleri için inşa ettirilmiştir. Oldukça küçük bir mescittir. Son tadilatı 1955 yılında yapılmıştır. Caminin hemen yanı başındaki çeşme ise bugün yarıya kadar asfalta gömülü haldedir.

Ramazan Maltepe

fener rum lisesi