Yaşam

MAVİ AY IŞIĞI

By  | 

Her sabahın ilk ışıkları tüylerine değer değmez penceremin önündeki sokak lambasının üstünden bağıra bağıra insanlara bir şeyler anlatmaya çalışan karga henüz uyanmamışken çıktım yatağımdan. Elimi yüzümü yıkadım, aynada baktım kendime uzun bir aradan sonra. Çok geçti son bakışımdan bu yana. Belki bir ömür belki bir kaç dakika. Geçen zamana eşlik etmiş son gördüğüm ben. Kısa bir süre çok değil bir kelebeğin birkaç aylık bir ömrüne denk bir sürede seyrettim bakışlarıma işlemiş tüm yaşanmışlıkları, yaşanmamışlıkları. Mutfağın yolunu tuttum kahvemi yaptım, içtim, yaptım yine içtim yine yaptım kaç yüzyıllık hatır birikti kendimle konuşmalarda bilmiyorum. Konu döndü dolaştı maviye geldi. Fizik konuşuyorum konu Mavi’ye geliyor, tarih konuşuyorum konu Mavi’ye geliyor, Cosmos’u konuşuyorum konu yine Mavi’ye geliyor. Karanlığı gece dört gibi besbelli olan bu göz gözü görmez kendimle konuşma ayinlerinde nasıl her düş, her düşünce maviye çalar. Üstelik Mavi tüm bu karanlıkların bizatihi sebebi iken.

Geçen gün yine oturmuşuz masaya kendimle. Sonra ondan konuştuk tüm gece. Bir ara öylesi bir umut ile düşler kurduk ki ay ışığının mavi ışıkları arasından süzülüp oturdu iki kişilik masadaki boş sandalyeye. Anlatmaya başladı. Ne anlatıyor, neyden bahsediyor, beni sevdiğini mi söylüyor yoksa küfür mü ediyor bilmeden izledim onu. Kulaklarım, ellerim, sesim bırakıp gittiler beni. Bir tek onu gören gözlerim ve onu düşleyen ben kaldık geride.  Bir ara gözlerim takıldı, gözlerinin daldığı bensizliğe. O an, hala konuşuyor oluşuna aldırış etmeden başladım içimden konuşmaya. “Bak işte yalnızlıktan öte bu bizsizlikte tek yanan, tek eriyen, tek taşlaşan, tek buz kesilen türlü çeşit hallere giren tek ben değilmişim.”……..

 

Devamı New İstanbul Dergisinde…