Yaşam

Kayada Biten Ağaç

By  | 

Gönül girdaba tutulmuş masum bir tohum tanesi. Nerede yol bulur, nerede toprakla buluşur bilinmez. Nice anaforların elden ele sektirmesiyle hangi çağa yazılır? Hangi bengü taşta yurt tutar bilinmez. Kaç güneş üstüne doğar, nice çiğ, nice damla; kardan, yağmurdan düşer bilinmez. Kaç ses zamanı zangırdatır,  kaç tını varlığın sarmalında sessizliğe mahkum olur bilinmez. Kaç umut uzanır bir tohuma ruh olur, hangi dua bu ruha can olur bilinmez…

Kaç gönül sonsuzlukta nefeslenir, kaç nefes çaresizlikte boğulur bilinmez.

Ya da; kaç yol bulunur, nerden bir ümit parıldar, nasıl geleceğe iz açılır bilinmez. Varlık bilge esrarlar bırakır mı?  Bu giz kendini aşikar eder mi? Bilinmez. Encamına nimet diye yaslandığımız yüceler yücesi iradeden gayrı zaman,mekan,hal dairesinden ne vuku bulur bilinmez!

Ancak bu kadar bilinmeyenli bir düzlemde, insan için bir bilinen olmalıdır. Bu bilinmeklik insanı hayat denen maceraya bağımlı ve süreğen yapmalıdır. Yaşamı anlamlı değerli kılmalıdır. Hatta içinden sonsuzluk duygusu kadar yarılıp anda bir ömür kurabilmelidir. Bu oluş kendini kopyalayabilmelidir. Her zerrede kendini var ederek; bitmeyen oluşu dinmeyen bir rahmete dönüştürebilmelidir.

Sesler ne kadar çok ve yok edici olsa da ilahi bir huzur taşıyan nota; ruhlarda raks etmelidir.

Ta ki her ses yok olup huzurun sesi ruhu kaplasın.

Zamanlar içlerinden huzuru barındıran anları med-cezirleriyle hayatların kıyısına taşısın.

Bilgelik insan ömrüne her aracıyla kolaylaştırıcı olsun.

Adaleti-adil hükmünü icra etsinde varlık eksikli kalmasın.

Gönüller keder alabora olmuş gemiye binsin de sevinç deryaları kaplasın. Uzun ve bitmez cennet inkişaf etsin günah,korku yok olsun…

Güzel duaların güzel neticeleri olur. Her duada bir can bir muştu doğar. Bizim duamız olmasa bize ihtiyacı olmayanın müjdesidir bu.

Biz varlıklar kurgularımızda hayatlar kurarız. Arzularımıza kurgusal zarflar icat ederiz. Bu zarflardan dileklere dalarız. Bu dileklerimize erişim noktaları oluştururuz. Buralara göre de başarı veya başarısızlık gibi nitelemelerden sonuçlara varırız. Aslında kime göre, neye göre, nasıla göre bir süreci yaşarız.

Her birimizin sınırını hepinizin ayrı sınırsızlığı belirler…

Bunca girizgahın mihengine bir betimleme yerleştirirken encamımızın yelpazesindeki çokluğu işaret etmekte ve bu çoklukta kaybettiklerimizin arayışı içinde olmak istedik.

Bir gün ardımızda herzeyi yitirmiş bir şekilde dünyayı bırakıp hiçliğe, yokluğa ve ardından da boşluğa kendimizi terk etme durumunda kalabiliriz. Bilinmezlik gayyası bizi sarmalamış içine doğru çekmek halinde olabilir.

Anlamını kaybetmiş bütün kavramlar yük olabilir. Nefes alıp vermek acı verebilir. Herhangi bir olgu değil her oluş ve hissediş elem kaynağı olabilir. Vazgeçmek isteyebilirsiniz. Kabul etmiş olabilirsiniz.

Bunca dipsizlik kara deliğe dönüşebilir.

Kasvetten karanlık çökmüş gönlünüz dinmez bir hıçkırıkta yırtınıyor olabilir. Acı bile anlamsızlaşmış olabilir. vs vs…

Biz istemesek de bir yerde saklı olan bir şeyler var. Kendince anını kollayan, inisiyatif alan, bir pırıltı, bir enerji taşıyan ve kök kıvılcım vazifesiyle memur….

Ümidi bize vergili hizmetkar zannederiz. Belki de hiç değil. Birçok şey gibi insanın tasarımındaki harikuladeliklerinden biri de bu.

Her dip duygu aslında ruhi bir genetiğin atomlarında ilahi bir bilinmezle sırlanmıştır.

Modern bilim fiziki genetiği deşifre etmiş olabilir. Ancak ruh bilimi daha bu şifrelemeyi çözebilmiş değil. Hala bu iş din, düşün erbabının yordamlarıyla ifade edilmektedir.

Konuyu bu mecradan öze indirmeyi efdal bulmaktayım. Artık bu bilinmeze kendimce bir tarif aramayı kendime saygı adına borçlu görmekteyim.

Nedir bu itici ışık? Nasıl bize varlığını hissettiriyor? Bizi nasıl tüm kararlarımızdan,  tüm gidişlerimizden geri getirebiliyor? Nasıl tüm vazgeçişlerimizi arzuya, ülküye çevirebiliyor? Nasıl tanımlamalıyız? Hangi ifadelerle nitelemeliyiz?

Yahu bunu nere koymalıyız? Hayatın felsefesindeki okumalarda hangi didaktik duruma göre tarif etmeliyiz?  Belki  özgün kalarak bizden önceki arayıcılar kervanına kör fil tarifçileri gibi eklemlenerek ömrümüzü sonlandırmalıyız.

Veya hah işte tam burası dediğimiz anda vazgeçmeliyiz. Bilemiyorum…

Bildiğimiz bazı konular hissettiğim duygular kendilerini kaleme taşıtıp ayan olmayı arzuladıkları için bu satırlarda hapsoluyoruz.

Koşulsuz bir inanç,

Masum bir bilgi,

Kalıpsız bir bilinç,

Tarifsiz bir duygu.

Anlamlarını ancak iz sürerek bulduğumuz değerlerde yeşeren bu parıltıya şapka çıkarıyoruz.

Ama:

Bir değer biçemiyoruz. Ölçü koyamıyoruz.

Belki de en iyi yol;

Bildirilenden geriye giderek hissedilen ama tam bilinemeyen bazı durumlardaki yöntemi kullanmak.