Röportaj

İrem Derici

By  | 

İrem Derici “Hayatım rol kesmekle geçiyor” dese de alışkın olmadığımız kadar sahici. Acısını da sevincini de aşkı da tepede yaşıyor. Öz eleştirisini de sonuna kadar veriyor: İlgi manyağıyım, bitmiyor duygusal açlığım. Şimdi mesela, “Bu klibi şuradan araklamış”diyorlar. Böyle ortalık karışıyor, konuşuyorlar ya, bayılıyorum. Yeni albümü ‘Sabıka Kaydı’ vesilesiyle her şeyi konuştuk…

 

Bu fit olma halleriniz şahane. Formunuz yerinde yine. Nasıl beceriyorsunuz bu işi?

 

Şeyda Coşkun ne derse onu yiyorum, neyi yasaklarsa onu yemiyorum.

 

Yasaklar neler?

 

Sakız çiğnemek yasak, soda yasak…

 

Allah Allah, onlar neden yasak? Sakızın ne zararı varmış!

 

Tatlandırıcı var içinde, kan şekerini yükseltiyor. Tatlı yemiş gibi hissediyorsun ama ondan sonra üç katı acıkıyorsun. Maden suyu soda da yasak.

 

Yok artık! Maden suyunun günahı ne olabilir ki?

 

Tuzlu su içiyor gibi oluyormuşum. O da ödem yapıyor. Zaten ben konserden konsere paso ya uçaktayım ya da karayolu, deniz yolu, Allah ne verdiyse. Sürekli ödem halindeyim.

 

Ne yiyorsunuz peki?

 

Protein yiyince çok kilo veriyorum. Herkesin deli kilo verdiği bir kefir günü var. Bende ters tepti o. Ben o diyetle kilo aldım. Kafa da ters bünye de yani. DNA’m bozuk herhalde. Ana babanın ilk çocuk biraz hatalı olmuş, sonradan toparlamışlar.

 

Geçen yıl 45 kiloya düştünüz. O nasıl bir kilo bu boydaki birine? Çocuk kilosu resmen!

 

Şu anda 55 kiloyum ve normalim. Ben bir de 45 kiloya düştüğümü inkar ediyordum. Hastalık böyle bir şey işte. Şimdi 3 kilo almalık pay bırakmak istiyorum. Çünkü bazen sahneden inince ekip dönüş yolunda yemeğe oturuyor, onlar mideleri için yaşıyorlar zaten. Bir giriyorlar fastfood’cuya, benim de gözüm dönüyor bazen. O payı onun için bırakmak istiyorum.

 

Şu anda çok iyi görünüyorsunuz…

 

Arkadan gör. Rezalet.

 

Arkadan da baktım az önce valla. Her kadın her kadına bakar. Ben kötü bir şey göremedim! Gayet iyisiniz…

 

Kalçam içi boşalmış balon gibi. Geçen sene 45 kiloyken de öyleydi. Hatta Bodrum’da selülit diye yapıştırdılar, o selülit değil deri boşalmasıydı. Sarktım yani. Ama o kadar umurumda değil ki. Gelin abi çekin dedim, zaten çekilmişi Google’da var. Kendimi kalıplara soka soka hasta ettim. Sağlıkla ilgili tokadı bir kere yedikten sonra insan “Gel burnumun içine kadar çek hocam” diyor. Selülitim de var, sivilcem de var, cildim de bozuk.

 

En büyük destekçin kimdi o dönemde? Hastanede yattığın zamanlarda yani…

 

Önce anne-baba, sonra ekibim. Beni benden çok düşündüler. Önce el titremeleri başladı. Bir de o dönem her anlamda kötüydü benim için; aile içi hastalıklar, ölümler, aşk meşk meseleleri. İnsanların 3 ayda yaşayacakları şeyleri ben 15 günde yaşadım. Sabah valiz yaparken bir haber okuyor, sinirden valize kusuyordum. Sonra boşaltıp yeni valiz yapıp yola çıkıyordum. Ekibim beni benden çok düşündü o dönem. Canım kardeşim Merve Özbey hastanede yattı benimle resmen. Benim lisem Teşvikiye Camii’nin yanındaydı, ünlü cenazeleri orada olur ya. Cenazem olsa kaç kişi gelir diye düşünürdüm hep.

 

Devamı dergide…