Gündem

Grand(Büyük) Strateji

By  | 

Bu ifadeyle, dış politika ve güvenlik alanlarıyla ilgilenenler hariç, çoğu yurttaşımız daha önce pek karşılaşmamıştır. Grand strateji; aslında modern çağlarda gerçek anlamıyla sadece Amerika Birleşik Devletleri tarafından hayata geçirilebilmiş bir öngörüler, planlar, uygulamalar ve analizler bütünüdür. Tarihin sayfalarında ise uygulayıcıları, Roma İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti olmuştur. Nedir bu grand strateji peki?

Grand strateji; bir milletin yüksek menfaat ve kazanımlarını olabilecek en yüksek seviyeye taşımak için uygulamaya konan, pek çok bileşene (askeri, politik, ekonomik, sosyo-kültürel, teolojik, akademik vb.) ihtiyaç duyulan ve bu bileşenlerin koordineli bir biçimde çalıştırılmasıyla gerçekleştirilmesi mümkün olan amaçlardır. Kısa vadeli hedef ve amaçlardan farklı, uzun vadeli bir uygulamadır. Aslında günümüzün “hızlı tüketim toplumları” için kavranması pek de kolay olmamaktadır. Çünkü gerçekleştirilebilmesi için çoğu kez bir neslin ömrü yetmez, sonraki nesil/nesillerce devam ettirilmesi gerekebilir. Devleti yönetmekte olan “üst akıl” tarafından ana hatları çizilen grand strateji, yukarıda bahsettiğimiz pek çok farklı bileşence de beslenir.

Grand stratejinin gerçekleştirilebilmesi için en önemli bileşenlerden biri; askeri güçtür. Ülkenin ve milletin menfaatleri açıkta ve sahipsiz olmayabilir, bir başka milletin istekleri arasında olabilir.  Birden fazla devletin istediği bir şeyin kime ait olacağına, çoğu kez süslü cümleler kuran politikacılar değil güçlü silahlı kuvvetleri arkasına alan politikacılar karar verir. Askeri güç; sadece devletlerin istediklerini almalarında değil, başka devletlerin onlardan almak istediklerini koruyabilmeleri bağlamında da belirleyicidir.

Bir diğer önemli bileşen; ekonomik güçtür. Devletin, emellerini gerçekleştirebilmesinde etkili bir araçtır. Kimi zaman askeri güçten daha etkili çözüm olanakları sunabilmektedir. Günümüzde, özellikle Çin Halk Cumhuriyeti’nin, aktif biçimde kullandığı ekonomik güç söz konusu ülkenin Afrika’da, Avrupa’da ve Orta/Doğu Asya’da ciddi kazanımlar elde etmesine büyük rol oynamıştır. Askeri gücü yadsınamayacak ölçüde büyük olmakla birlikte henüz en büyük rakibi sayılabilecek ABD ile kıyaslanamayacak durumda olan Çin devleti, pek çok ülke üzerinde, onlara sunduğu krediler veya alt yapı yatırımları ile istediklerini yaptırabilecek nüfuz alanları yaratmaktadır.

Kültürel güç, grand stratejinin gerçekleştirilebilmesindeki diğer bir önemli bileşendir. Askeri ve ekonomik güçler, uygulandıkları devletlerce hemen hissedilebilir, karşı tepkiler gösterilebilir ancak bir devlet, kültürel güç ile müdahale ediyorsa buna direnmek oldukça zor olacaktır. Çünkü günümüzde insanların arasındaki fiziki sınırlar dijital dünya nedeniyle kalkmış gibidir. Bu araçla yani dijital iletişim ve etkileşim kanallarıyla, etki altına alınmak istenen devletler sürekli ataklarla karşılaşabilmektedirler. Milletlerin temel manevi dayanakları tahrip edilebilmektedir. Yönetenler üzerinde baskı olması amacıyla kamuoyu oluşturulabilmekte, o devletin alacağı kararlar, atacağı adımlar kısıtlanabilmektedir.

Dinsel güç, tarihi geçmişin yarattığı olumlu yaşanmışlıkların yaratacağı olumlu izler ve dahası da var. Ancak belki de en önemlileri; grand stratejiyi dünya gerçeklikleri çerçevesinde tasarlayabilecek, gerekli bileşenleri belirleyebilecek, onları koordineli biçimde işler hale getirebilecek, ortaya çıkması olası sorunları ve dirençleri öngörebilecek bir “politik irade”dir, bu iradenin devletin en üst karar vericileri tarafından kurumsal olarak kabul görmesidir. Tarihte ve günümüzde, birçok güç bileşenine sahip olduğu halde büyük adımlar atan ama başarıya ulaşamayan stratejistler görüldüğü gibi, gereken güç bileşenleri elinde sınırlı olduğu halde çok ciddi başarılar elde edenler olmuştur.

Son bağlamda, büyük hedefleri olan ve bunlara ulaşmayı yaşam gayesi edinen devletlerin ve onların politik karar alıcılarının bazı konularda çok ama çok dikkat etmeleri şarttır. Gerçekler ile bağlarını koparmamalılar, imkân ve kabiliyetleri ile hedefleri arasında uyum olmalıdır. Yaptıkları uygulamaların sonuçlarının zamana yayılabileceğini, sabrın gerekliliğini unutmamalıdırlar. Çevresel analizlerini doğru yapmalı; oluşan fırsatları değerlendirebilmeli, neyi, ne zaman ve nasıl uygulayacakları konusunda bilgece davranmalıdırlar. Her attıkları adımın onlar için olumlu sonuçları olmayabileceğini bilmelidirler.