Gündem

Evlat

By  | 

Uzun süredir aklımda olan ama bir türlü yazmaya elimin varmadığı bir yazıydı bu. Daha doğrusu yazmayı çok denedim lakin henüz sindirememiş yada tam olarak hislerimi tanımlayamamış olmalıyım ki kağıda dökmeyi becerememiştim. Birazda sosyal medya fenomenleri gibi çocuk sahibi olur olmaz millete ilan edenlerden, duygularını paylaşanlardan olmak istemediğim için uzak durmuştum. Lakin Eylül, Leyla, Ufuk, Yasin ve adlarını duymadığımız veya unuttuğumuz daha nice yitip giden çocuk haberinden sonra yazmaya karar verdim. Sekiz ay önce baba oldum. 23 Kasım 2017 sabah 09:45’te masmavi gözleri olan kepçe kulaklı, sarı kafalı bir oğlum oldu. Bebek haberini aldıktan sonra sorulan ne hissediyorsun sorusuna verilecek hiçbir cevabım yoktu. Güzel ve tarifsiz diye geçiştiriyordum tüm soruları. Tek isteğim annenin ve bebeğin sağlıklı bir şekilde süreci atlatmasıydı. Çocuk sahibi olmak için yanıp tutuşanları, servetlerini bu yolda harcayanları, ikinci üçüncü derken futbol takımı kuranları ve içindeki çocuk özlemini dindirmek adına başkasının bebeğini kaçıracak-satın alacak kadar derin hasret çekenleri düşündükçe acaba bende mi bir tuhaflık var diye düşünüyordum.

Kayıtsız hallerim önce babamın dikkatini çekmiş olacak ki; “Bu iş sadece sağlıkları için endişe etmekle olmaz.” diye sitem etmişti. İstenmeyen bir bebek ya da beklenmedik bir sürpriz değildi ama nedense çocuk sahibi olacak olmanın heyecanını tam olarak hissedemiyordum. Ne filmlerdeki gibi havalara uçtum ne de hayaller kurdum. Derken zaman ilerledi ve cinsiyeti belli oldu. Bebeğimiz olacaktan oğlumuz olacağa evrildik. O zaman bir şeyler kıpırdanmaya başladı içimde. Annelerinin kucağındaki bebekleri ve etrafta koşturan çocukları istemsizce seyrettiğimi fark ettim.  Bizim oğlan nasıl olacak acaba diye hayal kurmaya başlamıştım. Sabah kontrole gideceğiz niyetiyle yatıp doğum telaşesi ile kalktık. İlk gün bir yerine zarar veririm diye kucağıma alamamıştım ama ikinci gün boncuk boncuk gözlerini açıp baktığında daha fazla dayanamamıştım. Bir arkadaşım kucağına aldığında hissettiklerine inanamayacaksın demişti. Haklıydı, sanırım biz erkekler daha nesnel canlılar olduğumuz için dokunmadan, görmeden, yaşamadan bazı şeyleri hissedemiyoruz. Kucağıma aldığımda heyecandan ve sevinçten önce müthiş bir koruma içgüdüsüne büründüğümü hatırlıyorum. Hem de sadece o an için değil yıllar sonra yaşanacak olan anların kaygıların hepsi bir anda beynime doluşmuştu. Nasıl büyüyecek, nasıl yetişecek, nasıl bir eğitim alacak, hayat karşısına kimleri ve hangi senaryoları çıkaracak??? Yoğun bir sis bulutu. Yaşadıkça göreceğiz ve tecrübe edeceğiz. Çocuk bekleyen okurlarımın yüreğini daha fazla daraltmak istemiyorum müsterih olsunlar. Bu endişeler zaman geçtikçe yoğunluğunu kaybediyor ve yaşadığınız anın tadını çıkarmaya başlıyorsunuz. Hele  birde dış dünyayla iletişim kurmaya başlasın o zaman tadından yenmiyor. Günde dört beş saat gördüğü bir adamın babası olduğunu bilmesi ve sizi gördüğü andaki refleksleriyle bunu belli etmesi inanılmaz bir duygu. Eve geliyorsunuz, ağlama sesi ta merdivenlerden duyuluyor. Kapıyı açıp giriyorsunuz ve sizi gördüğü an ağlamayı bırakıp deli gibi gülerek çırpınmaya size doğru hamle yapmaya başlıyor. Bence baba olmanın en güzel yanı bu. Sizi gördüğünde her şeyi unutup çılgınca sevinmesi o an için kafanızdaki tüm sıkıntıları, kişisel sorunları, dünya telaşesini silip alıyor aklınızdan.

Gece ağlamaları, gaz sancıları derken yedi ayı geride bıraktık. Annesi iş hayatına dönmek istediği için uzun süredir bakıcı arıyorduk ve daha önce yeğenlerine bakan ablaya emanet etmeye karar verdik bizim Sarı Paşa’yı. Bugün annesinden ayrı kaldığı ilk gün. Aklımda sadece o var. Acaba annesini  arıyor mudur? Mamasını yemiş midir? Kadın çok iyi biri ama Ali ona alışabilmiş midir? Kendini yalnız hissediyor mudur? diye düşünürken aklıma kaybolan çocuklarımız geldi. Nerede olduğunu biliyorken ve istediğim an gidip görme imkanım olduğu halde içim bu kadar sıkılıyorsa evlatlarının akıbetinden bihaber olan aileler kim bilir ne durumdadır. Aç mı, hayatta mı, canı yanıyor mu, ağlıyor mu  bilmeden ve bu soruların cevabını düşünmekten insan akıl sağlığını bile kaybedebilir. Allah düşmanıma bile yaşatmasın bu acıyı. Ama bir yerlerde birileri bu acıları yaşıyor ve yaşamaya da devam edecek. Çünkü ne kötülüğün ne de kötülerin sonu gelmiyor. Eskilerin değişmez tabiriyle zaman kötü. Korkarım daha kötü zamanlar da göreceğiz. Peki bizler ne yapabiliriz? Gerek ebeveyn gerekse sorumlu birer vatandaş olarak üstümüze düşen nedir? Çocuklarımızı camdan fanusa kapatamayacağımıza göre onları nasıl koruyabiliriz?  Lütfen bu konuda uzmanlara kulak verin. Benim çocuğum söz dinler, benim çocuğum kaybolmaz, benim çevremde çocuğuma zarar verecek kimse yok dememek gerekiyor. Ne yazık ki kaçırılma, taciz ve Allah korusun çocuk cinayetlerinin failleri genelde yakın çevredeki insanlar oluyor. Öncelikle çocuğumuza tanımadığı kimselerle iletişim kurmamaları ve kendilerine dokundurtmamaları konusunda eğitim vermemiz gerekiyor. Çocuk diyip geçmemek onun da bir mahreminin olduğunu öğretmek gerekiyor. Çıplak olmanın anormal  olduğunu, cinsel bölgelerine başkalarının dokunmamaları gerektiğini, bunun bir şaka olmadığını ve bu tip durumlarda bağırmaları, ısırmaları, kaçmaları gerektiğini bir şekilde öğretmeliyiz. Yine uzmanların önemle üstünde durduğu diğer bir husus ise çocukla iletişim içinde olmak ve onu gözlemlemek. Sokakta ya da evde oynadığı oyunları sorun, arkadaşlarıyla oyun oynarken hangi rolde olduğunu, oyunun içeriğini ya da o gün konuştuğu kimselerle neler konuştuğunu sohbet ederek öğrenmeye çalışın. Yanı sıra hal ve tavırlarında dikkat çeken bir değişiklik var mı? Ürkek bir hal, suskunluk, tedirginlik, kabus görme gibi haller yaşanıyorsa es geçmeyin, üzerine gidilmesi gereken bir durumla karşı karşıya olabilirsiniz. Bir Ramazan günü Fatih’te gezerken kız kardeşimin kaybolduğunu hatırlıyorum. Annem sadece cüzdanından para çıkarabilmek için kardeşimin elini bıraktığı anda kaybolmuştu kız. Beş dakika sonra boncuk satılan tezgahın başında bulmuştuk. Sakın ama sakın dışarıda gezerken gözünüzün önünden ayrılmasına izin vermeyin. Kendi çocuklarımız için tamam ama birey olarak neler yapabiliriz derseniz lütfen daha duyarlı olmaya çalışalım. Bir yerden bir yere götürülmek istenen bir çocuk gördüğünüzde, anormal bir durumla karşılaştığınızda bir müddet gözlemleyin. Eğer olumsuz bir şeyler sezerseniz fotoğraf çekmeyi ve güvenlik güçlerine haber vermeyi ihmal etmeyin.
Ne yazık ki ülkemizde kayıp çocuklar ve çocuk cinayetleri ile ilgili kriminal bir istatistik ve sebep sonuç ilişkisini araştıran çalışmalar yeterli düzeyde değil. Fakat ortaya çıkan sonuçlardan biri felaketin habercisi niteliğinde lakin insanlarımızın bir çoğu bunu önemsemediği için tedavi edilmesi gereken ya da üzerine gidilmesi gereken bir mesele olarak görmüyor. Çocukluğunda hayvanlara işkence düzeyinde muamele edenlerin bir çoğunun ilerde ciddi tehlike arz eden kimselere dönüşebiliyor.. Prof. Dr. Sevil Atasoy’un bu konu hakkında ciddi çalışmaları mevcut.

Yakın zamanda bu mesele ile ilgili bir çok uzmanın görüşlerini ve önerilerini içeren bir sayı hazırlayacağız. Allah kimseyi evlat acısıyla ve hasretiyle sınamasın. Yitip giden çocukların ailelerine Allah’tan sabır ve dayanma gücü diliyorum.