Eğitim-Sağlık

Dünya’da Türk İzleri- Doğu Türkistan-2

By  | 

Urumçi’ye Dönüş Turfan’a gittiğimiz otobandan aynı güzellikleri takip ederek Urumçi’ye geri döndük. Urumçi Sincan Uygur Özerk bölgesinin başkenti olduğu için kalabalık dolayısıyla trafi k çok sıkışık. Panoramik şehir turu umduğumuzdan daha zahmetli oluyor ve nihayet otelimize yerleşiyoruz. Urumçi iki buçuk milyon nüfusu ve modern binaları ile diğer Uygur şehirlerinden biraz daha farklı. Önceden Eyalet statüsünde olan Doğu Türkistan 1955’ten sonra Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırıldı ve Başkentin adı da tekrar Urumçi olarak değiştirildi.

Muhteşem Büyük Pazar Urumçi Çin’in batıya açılan en önemli kapısıdır. Demiryolu taşımacılığında önemli bir geçittir. Eski şehir meydanında Saat Kulesi Büyük Pazar çarşıları ve Ulu Cami yer alıyor. Öğle namazımızı bu camide kalabalık bir cemaatle kılıyor, namaz sonrası çarşıda kısa bir gezinti ve alış veriş yapıyoruz. Çünkü bu Pazar dünyanın en ünlü pazarlarındandır. Aradığınız her şeyi bulabileceğiniz bir yer burası. Büyük Pazarda en çok ilgimizi çeken Fosil Müzesi oldu. Akşam yemeğini Büyük Pazarda bir Türkistan lokantasında yiyoruz. Yediğimiz şaşlıklar yani şiş kebaplar gerçekten çok lezzetliydi. Doğu Türkistan’da Türkiye Cumhuriyetinden gelen devlet adamlarının ziyaretleri olağanüstü etki yapıyor. Adeta halk sokaklara dökülüyor. Sayın Devlet Bahçeli’nin Başbakan Yardımcılığı döneminde yaptığı Doğu Türkistan ziyaretinde de, Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ziyaretlerin de de tabiri caizse yer yerinden oynamış. Ziyaretlerin etkisi hâlâ devam ediyor. Buradan da anlaşıldığı gibi devlet yetkilerimizin Doğu Türkistan gezilerini artırmalarında Uygur Türkleri için çok büyük faydalar var. Daha sonra Mahmur Camisini ziyaret ediyoruz. Camide cemaatin çokluğu gözlerimizden kaçmıyor. Mahmur Camisi Urumçi’nin ikinci önemli ve büyük camisi konumunda. Çin’de genel anlamda sosyal medya ve dış ülke TV yayınları konusunda kısıtlamalar mevcut. Ancak uydu alıcıları ile ülkemiz televizyonları izlenebiliyor. Türk dizileri beğenilerek seyrediliyor. Bunu Uygur Türkleri ile konuşunca anlıyorsunuz. Urumçi caddelerindeki mağazalarda Kurtlar Vadisi dizisinin boy boy posterleri, ezilmiş sindirilmiş insanların bir nebze olsun rahatlamasını sağlı- yor. Bu durum sadece Urumçi değil Doğu Türkistan’ın diğer şehirlerinde de böyle. Kolay olmasa gerek. Güç- lü olamamak ezilmek asimile olmak ve elinden tutacak bir dayanaktan yoksun olmak. Bu sıfatlar bir Uygur Türk’ün haleti ruhiyesini tasvir etmeye yetiyor. Özellikle yerli halk fakir, okumaktan yoksun ve imkânları kısıtlı. Polis devleti baskısı azalmakla birlikte hâlâ hissediliyor. Düşünce, seyahat teşebbüs ve fırsat eşitliği gibi kavramlarda Uygur Türkü açısından ciddi sorunlar var. Çin’de insanlara özgürlükle ilgili sorduklarımıza bir yanıt almanız asla mümkün değildir. Gözler konuşsa da, diller hep suskundur. İnşallah Uygur Türkü’nün bağımsızlık günleri gelecektir.

Çöl Şehri Hoten

Doğu Türkistan’da üçüncü gün sabah erkenden yola koyuluyoruz. Havaalanına gidip oradan uçakla güneye doğru, yani Hoten’e gideceğiz. Hoten Doğu Türkistan’da Türk nüfusunun en yoğun olduğu bir çöl şehri. Şehrin nü- fusunun yaklaşık %93’ü Türk’tür. Çinlilerin buraya pek istekli olmamalarının nedeni sanırım çöl kenarında olması ve yaşam şartlarının zor olmasıdır. Hemen yanı başında dünyanın ikinci büyük çölü olan Taklamakan Çölü’nü uçaktan çok daha net görebiliyoruz. Uçakta sohbet ettiğimiz bir Uygur Türkü kardeşimiz bize beş çocuğu olduğunu söyledi. Çin’de nüfus çokluğu nedeni ile Çinliler ancak bir çocuk sahibi olabiliyor. Daha fazla çocuk olursa üçe kadar vergi alıyor ancak üçten sonrası yasak. Hoten’de sekiz-on çocuklu aileler var. Devlet bunu biliyor ama göz yummak zorunda kalıyor. Bu gidişi baskı ile değiştirmenin mümkün olmadığının canlı bir örneği. Üç çocuğa kadar nüfus cüzdanı veren hükümet üç- ten fazla çocuğu yok sayıyormuş. Yol kontrolü gibi durumlarda ise polis göz yummayı tercih ediyormuş. Yani şimdilik böyle idare ediliyor ama nereye kadar. Doğu Türkistan’da Çinli yetkililer kabul etmese de, Türk gurubun üstünde ciddi bir baskı var. Bu çok net anlaşılıyor. Uçakta çok rahat konuşan Hoten’li soydaşımız havaalanında bagaj alma sırasında sanki kimlik değiştirdi ve ne sorsak da bir kelime dahi cevap vermedi. Bu da yok denen baskının açık bir delili oluyor. Uzaktan her şey normal gibi ama yakınlaştıkça sorunun derinliğini hemen anlayabiliyor insan. Ne diyelim. Yüce Allah yar ve yardımcıları olsun. Bunlara ilaveten Çin’de Uygur Türkleri polis, asker, memur, savcı, hâkim gibi devlet memuriyetlerine pek fazla alınmıyor. Alınanlarda göstermelik alınıyor. Türkler daha çok sanat ve ticaret ile ilgileniyorlar. Türklerin ticarete ilgileri çok eskilere yani İpek Yolu’na kadar gidiyor. Çünkü İpek Yolu’nun Çin ayağının en önemli bölgesini Doğu Türkistan şehirleri oluşturuyor. Taklamakan Çölü’nün güney ve kuzeyinden geçen bu yolun kontrolü tarih boyu tamamen Türklerin elinde olmuştur. Bu durumun kısmen de olsa hâlen devam ettiğini görüyoruz. Uygur Türklerinin etkin olmasa da ticarette var olmaları gelecek için önemli bir durumdur. Hoten Doğu Türkistan’da çok önemli bir şehir. Çünkü güneyden yani Hindistan’dan gelen İpek Yolu’nun ilk giriş kapılarından birisidir. Diğeri ise Yarkent’tir. Ayrıca doğudan yani Shian ya da Shangay’dan başlayan İpek Yolu Pekin’e uğradıktan sonra ikiye ayrılıyor. Kuzeyden giden yol ve güneydan giden yol çölü geçtikten sonra ilk uğrak yeri Hoten oluyor. Buradan Kargalık, Yarkent ve Kaşgar’a gidiyor. Kaşgar’dan bir kol Torugar geçitini geçerek Kırgızistan’a ulaşıyor. Diğer bir kol ise Kaşgar’dan Aksu’ya, oradan da Urumçi’ye çıkıyor. Hoten uçaktan kum fırtınasının etkisi altında olmasından olsa gerek sisli ve bulanık görünüyor. Otelimize yerleşmeden önce kahvaltı için gittiğimiz bir restoranda yöresel bazı yemekler ile hafif bir kahvaltı yapıyor ve otelimize geçiyoruz. Otelin üst katından Hoten şehrini kuş bakışı seyrediyoruz. Caddeler, asfaltlar, arabalar ve hatta insanlar, eşyalar sanki toz bulutu tonunda. Adeta havada çöl kumlarının uçuştuğunu görebiliyoruz. Otelin önündeki kavşakta at arabasından en lüks arabasına, bisikletten motorsiklet süren genç kızlara kadar adeta renkli bir trafik manzarası izleyebiliyorsunuz. Dünyanın hiçbir yerinde Çin’deki kadar bisiklet, motorsiklet kullanan hanım görmedim. Hoten’de ilk işimiz şehir içi gezisi oluyor. Bu arada öğle namazını bir mahalle camisinde kılıyoruz. Cemaatin çok kalabalık ve şuurlu olduğunu tespit ediyoruz. Doğu Türkistan’da din adeta millî mukavemetin en tetikleyici ögesi durumunda. Namaz çıkışı Uygur Türkü kardeşlerimiz ile sohbet ediyoruz. Ziyaretimiz onları çok heyecanlandırıyor ve mutlu ediyor. Türkiye’den çok turist gelmesi gerekir diyorlar. Caminin yakınında bulunan bir sinemanın giriş kapısındaki afişlere gözüm takılıyor. Afişlerin neredeyse tamamı Türk Televizyon dizilerinden oluşuyor. Sinema önünde bir Uygur Türk’ü genç kardeşimizle tanışıyorum. Delikanlı nereden geldiğimizi soruyor. Ben de İstanbul’dan diyorum. Delikanlı heyecanlanıyor ve hemen ben de Türk’üm diyor. Kucaklaşıyoruz ve biraz sohbet ediyoruz. Doğu Türkistan’da hem milli ve hem de dini duyguların yüksek olduğunu görüyoruz. Bu bizi çok mutlu ediyor.

Yeşim Irmağı ve Yeşim Taşı

Hoten denince akla iki şey geliyor. Biri Yeşim taşı ve diğeri de Taklamakan Çölü. Burada ilk işimiz şehrin hemen kenarından gürül gürül akan Yeşim Irmağına gidip yeşim taşı toplamak oluyor. Yeşim Taşı Çin’de önemli bir taş. Bu taş sadece Yeşim Irmağı’ndan elde ediliyor. İnsanlar bir ellerinde küçük metal çapalar, diğer ellerinde içi su dolu küçük pet şişeler ile sabahtan akşama kadar ırmakta Yeşim taşı arıyorlar. Bu taşın az kalitelisinden çok kalitelisine kadar çok çeşitleri var. İnsanın bulacağı çok değerli bir parça tüm hayatını kurtarabilir. Bu nedenle binlerce kişi bu işten ekmek yiyor. Yeşim taşı Çin’de ciddi bir sanayi kolu. Her türlü süs eşyası yapılıyor. Ayrıca bu taştan bilezik de yapılıyor. Halk bu bileziklerin uğur getirdiğine inanı- yor. Hanımların hemen hepsi bu bileziklerden takıyor. Yeşim taşı bilezikleri aynen altın bilezikler gibi ziynet eşyası olarak kullanılıyor. Annesinin bileziği kızına ya da gelinine kalıyor. Kaliteli taştan üretilen bilezikler altından kat be kat pahalıya satılıyor. Ayrıca yeşim taşından üretilen çok çeşitli süs eşyaları var. Çin’e gelen her turist hatıra olarak mutlaka bu taştan bir parça alıyor. Tabii ki biz de aldık. Bu taşı işleyen fabrikalar var. Bir tanesini gezdik. Yapılan süs eşyaları ve fiyatlarını duyunca insanın aklı duruyor. Hoten Doğu Türkistan halıcılığının merkezlerinden biri konumunda. Yolumuz üzerinde bir halı dokuma fabrikasına uğruyoruz. Uygur kızlarımız aynen bizde olduğu gibi halı dokuyorlar. Onlarla sohbet ediyoruz. Satış reyonuna geçiyoruz. İpek halılardan yün halılara kadar her çeşit halı var ancak fiyatları tahminimizden daha pahalı. Tabii ki nedeni kaliteli olmalarından geliyor.

Çölde Deve Safarisinde

Hoten’e gelinip te Taklamakan Çölü’nde deve safarisi yapmadan dönülürse bu gezi eksik kalır. Taklamakan Çölü, 9.000.000 km2 Büyük Sahra Çölü’nden sonra dünyanın ikinci büyük aynı zamanda Çin’deki en büyük kum çölüdür. Sincan eyaletinin aşağı yukarı üçte ikisini kaplar ve yaklaşık 300.000 km2 ’dir. Büyük bir kısmı 100 metrelik kumullarla kaplıdır. Şimdi bu çöle deve safarisine gidiyoruz. Heyecan dorukta. Binlerce yıl İpek Yolu insanlarının nakil ve taşıma vasıtası olan develerle yolculuğu ilk kez hem de İpek Yolu’nda gerçekleştireceğiz. Birçoğumuz deveyi resimlerden tanıyoruz. Canlısını dahi görmediğimiz bu mübarek hayvanların sırtında safarimiz başlıyor. Yakıcı çöl sıcağında konfordan yoksun bu yolculuk birçoğumuzun hafızasından silinmeyecek izler bırakacaktır. Bazılarımız düştü, kimimiz binmeyi beceremedi. Bazılarımız ise safari sonunda deveden yardımla inebildi. Her şeye rağmen insan ömründe bir kez de olsa bu macerayı yaşaması gerekir diye düşünüyorum. Bazı şeyler anlatılmaz yaşanır sözü tam da bunlar için söylenmiştir. Ayrıca bu safari bize eski insanların İpek Yolu’nda ne büyük zorluklar yaşadığını hatırlattı desem yalan söylememiş olurum.

Çok güzel ve eğlenceli bir deve safarisinden sonra tekrar Hoten’e dönüp akşam yemeğine çıkıyoruz. Tercihimiz bir Uygur lokantası oluyor. Zaman Ağustos olunca yemeği lokantanın bahçe kısmında yiyoruz. Hoten’de gündüz oldukça sıcak ancak gece serin oluyor. Uygur Türkleri de aynen bizim gibi gece geç vakitlere kadar yemek yemeyi seviyorlar. Menüde ana yemek şiş kebap ve Türkistan pilavı oluyor. Yemekte oradaki Türklerle bol bol sohbet ediyoruz. Çok sıcakkanlılar. Hemen kaynaşıyoruz. Gecemiz çok güzel geçiyor. Ertesi gün ilk durağımız Büyük Cami oluyor. Cami ziyaretinden sonra açık fırında börek pişiren kardeşimize gözüm takılıyor. Yanında küçük oğlu ile birlikte sabahın ilk ışıklarında kalkmış, fırınını yakmış ve Uygurların Samsa dedikleri küçük kıymalı börekleri pişiriyor. Sabah güneş doğmadan kalkmak ve ailenin rızkını kazanmak İslam’ın önemli kurallarından biridir. O da bunu yapmış. Hemen ondan ekibimize birer tane samsa alıyoruz ve küçük oğluna da birkaç gün önce aldığım bir çikolatayı veriyorum. Demek ki bu çikolata bu küçük kardeşimizin rızkıymış. Yani kimse kimsenin rızkını yiyemez. Bunu biz kez daha böylece görmüş ve yaşamış oluyoruz. Bu arada Caminin hemen yanında işçi pazarını geziyoruz.

Hanlar Şehri Yarkent

Hoten ziyaretinden sonra Türkçede sevgiliden adını alan Yarkent’e doğru yola çıkıyoruz. Eskiden Hoten, Kargalık, Yarkent ve Kaşgar altın şehirler olarak adlandırılıyordu. Hoten şehrinin kenarında çölün nasıl yeşillendirilerek imar edildiğini arabadan zevkle izliyoruz. “Nasılsa su var o zaman suyu neden boşa akıtalım” diyorlar. Çok da güzel yapıyorlar. Hoten’den sonra ilk durağımız Kargalık oluyor. Yolun sağında ve solunda sıralanmış meyve bahçeleri (elma, armut, üzüm, şeftali ve ceviz gibi) arasında seyrederek şehre giriyoruz. Burası 50-60 bir nüfuslu oldukça şirin ve yemyeşil bir kasaba. Eski İpek Yolu duraklarından birisi. Ticari hayatın oldukça hareketli olduğunu görüyoruz ve öğle yemeğini burada alıyoruz. Kargalık’tan sonra ortalama 60 km. kavak ağaçları, pamuk, pirinç, şeftali ve mısır tarlaları arsında yol aldıktan sonra bir zamanlar güçlü bir hanlığın kurulduğu Yarkent’e geliyoruz. 15-17. yüzyıl arasında burada bağımsız bir Türk Devleti olarak hüküm süren Yarkent Hanlığı döneminde bölge Doğu Türkistan’ın en parlak ve zengin bölgelerinden birisi olmuştur. Yarkent Hanlığı Sultan Seyit Han tarafından 1514 yılında kurulmuştur. Daha sonra Abdürreşid Han ve Muhammed Han ile devam etmiş ve 1682 yılında yıkılmıştır. Yarkent Hanlığı döneminde bu bölge altın çağını yaşamıştır ve tarihe altın yüzyıl olarak geçmiştir. Yine bu dönemde Doğu Türkistan’ın Hoten, Kargalık, Yarkent ve Kaşgar gibi şehirleri altın şehirler olarak anılmıştır.

Din Siyasete Alet Edilirse O Toplum İflah Olmaz

Bunun en çarpıcı örneği Yarkent’te geçmişte yaşanmıştır. Özbekistan tarafından gelen ve Kaşgar’a yerleşen Nakşi tarikatı imamlarından Maktum Hoca bölgede kısa zamanda hem siyasi hem de dini lider olmuştur. Ölü- mü üzerine yerine oğulları Afak ve İshak Hoca geçmiştir. Afak Hoca Kaşgar bölgesinin ve diğer oğlu İshak Hoca da Yarkent bölgesinin hem dini hem de siyasi lideri olmuşlar ve Yarkent Hanlığına son verilmiştir. Maalesef siyasete bulaşan ve birbiri ile iktidar mücadelesine başlayan iki kardeş Afak Hoca ve İshak Hocalar sonunda Çin Hanlarının da katkıları ile bölgedeki Türk hâkimiyetinin sonunun gelmesine sebep olmuşlardır. İşte dini siyasete alet etmenin ya da siyasete dini bulaştırmanın bedelini hem bulaştıran hocalar hem de onlara inanıp arkalarından giden Uygur Türkleri çok acı ödemişler, bağımsızlıklarını kaybetmişlerdir.