Gündem

Aydilge ile Çok Özel

By  | 

+ Aydilge’yi tanıya­bili rmiyiz, kendini­zi biraz anlatır mıs­ınız?

Bir öykü anlatayım istiyorsunuz yani… Peki 🙂 Kahramanımız Aydilge, geceleri çıkar içimden, dünyayı döndürmeye çalışır, ama doğru dürüst dönmez dünya. Ne tembel, ne coşkusuzdur! Yine de o her gece yeniden çıkar içimden, bir umut, dünyayı daha hızlandırırım diye… Ama herkes durur, dünya uyur, durmak en kolaydır çünkü. O zaman şarkılar yapar Aydilge: İnsanlar bastırdıkları duygularını yeniden hatırlasınlar, kalplerine kendi elleriyle taktıkları kelepçeleri çözsünler diye… Çünkü kim ne dermiş, komşu görmüş, çok ayıpmış diyerek bastırdığımız her arzu ve tutku, aslında genel geçer doğrular değildir. Bize dayatılan ikiyüzlü değer yargılarıdır bunlar sadece. Aydilge, kilit kırmayı ve kelepçe çözmeyi seven bir müzisyen ve yazardır kısacası 🙂

+ Şubat ayında Türki­ye’de ilk defa “Evden Canlı Canlı” adlı akustik albümü yaptı­nız. Böyle bir albüm yapma fikri nasıl oluştu, sonrasında al­dığınız tepkiler nas­ıldı?

Belki garip olacak ama size poğaça örneğini vermek istiyorum. Hani pastane poğaçası vardır, iyidir, hoştur, ama ev poğaçasının tadı bambaşkadır. Sıcacık, el emeği, göz nuru, mis kokulu…  İşte biz de, evimin salonunda bu leziz şarkıları pişirdik…. Şu zamanda her şey o kadar mekanik ve prodüksiyona bulanmış durumdaki, hepimizin samimiyete ihtiyacı var. Bu sefer istedim ki, dinleyici bana, benim evime gelsin. Evimde canlı canlı çalalım söyleyelim.. Küçük bir komün, bir aile gibi… Akustik tatta, sıcacık, samimi bir ev konseri yapalım ve bunu canlı canlı kaydedelim.

  • Özellikle son albü­münüzden ve diğer si­ngle ve albümleriniz­den bahseder misiniz?

”Evden Canlı Canlı”, aslında akustik albümlerden farklı. O işler yine bir albüm mantığında kaydediliyor. Yani stüdyoya girip, ayrı ayrı tüm enstrümanlar kaydedilip, belki defalarca tekrarlanıp, sonra en güzel yerleri editlenip, hatalardan arındırılıp cilalı bir sound ile albüm formatına getiriliyor. Benim yaptığım ise gerçek bir ev sound’u oluşturmaktı. Yani evimde kurduğumuz mini kayıt sistemi ile canlı kayıt yapıp, bir ev konseri ruhunu tam anlamıyla dinleyiciye yansıtabilmek. Kemanda Utku Barış Andaç, çelloda İsmail Kaya gitarlarda Cem Sarıoğlu ve Özcan Ak bana eşlik ettiler. Bu çok değerli adamlarla yaratığımız ahengi de Alen Konakoğlu kayda aldı. Çalım sırasında, İsa Kurt ve ekibi bizi kesintisiz çektiler. Kayıtlar, müzik olarak ilk önce Spotify’da yayınlandı. Videolar da youtube’da birer birer yayına girdi. Her şeyin doğal olmasına özen gösterdik. Hatta kedim Miko da bize eşlik etti. Müziği çok sever. Bütün kayıt boyunca etrafımızda dolaştı. Bir şef edasıyla hepimizi yönlendirdi:)

+ Evden Canlı Canlı akustik albümü Türki­ye’de bir ilk, bu ta­rz yenilikler gelecek mi? Mesela Aydilge­’yi Periscope üzerin­den konser verirken görecek miyiz?

Olabilir, neden olmasın? Vallahi hayat biz plan yaparken, başımıza gelen şeylerden ibaret… Dolayısıyla müziğin içinde yaşıyorum, ama başıma gelen her şeye de güveniyorum, teslim oluyorum. Yani hayatın bize garezi olduğunu düşünmüyorum (Gülüyor) Başımıza gelen kötü şeylerin bile aslında bizi dönüştürecek bir vesile (yani aslında yine iyi bir şey) olduğuna güveniyorum. O yüzden evet planlarm var, müzik için, aşk için, sevda için; ama olan, gelen her şey de başım üstüne…

+ Müzik kariyerinize TRT Ankara Radyosun­da Çocuk Korosunda Türk Sanat Müziği yap­arak başladınız. İle­rleyen zamanlarda T.­S.M veya türkülerin bulunduğu bir albüm çalışması olacak mı?

Bilmem, her şey olması gerektiği en güzel zamanda olur…

+ En beğendiğiniz şa­rkınız ve sizi en iyi anlatan, duygu yoğ­unluğu yaşadığınız çalışmanız hangisi?
Hiçbirini ötekileştiremem.
+ Birçok şarkınızın söz ve müziği size ait, şarkılarınızı ya­zarken nerelerden be­slenirsiniz?
Kalbe değen her şeyden…
+ Özellikle ‘Kiralık Aşk’ dizisi jenerik müziğiyle ve diğer dizi müzikleriyle ad­ınızdan çok söz etti­rdiniz. Dizi müziği teklifleri hala geli­yor mu? Ayrıca müziğ­in yanı sıra oyuncul­uk yapmayı düşünür müsünüz?

Ben aslında dizi müziği yapmaya farklı bir iş diye bakmıyorum. Her zaman olduğu gibi, çok candan samimi, gerçek bir şarkı yapayım diye başlıyorum besteye… Dizilerde şarkılarım yayınlanmaya başladığında, albümümdeki şarkılarmı kullanıyorlardı. Daha sonra o şarkıları seslendirdiğim sahneler çektiler. Güneşi Beklerken ve Yalan Dünya dizilerine böyle konuk oldum. Ama Kiraz Mevsimi’nde bambaşka bir beraberlik ve bir aile ruhu yakaladık. Önce jenerik müziğini seslendirdim. Bir baktım, herkesin ağzına dolanmaya başlamış. Sonra yine şarkılarımı dizide kullanmaya başladılar. Ben de bir kaç kez konuk oldum, rol aldım. Sonra başrol oyuncularından Serkan Çayoğlu ile Haberin Yok adı şarkımı berber söyledik.  Harika bir ekipti, gerçekten çok keyfliydi… Sonrasında Kiralık Aşk macerası başladı. Ortaks Yapım dizileri için çok güzel bir şarkı besteleyeceğime inanmıştı. Dizinin konusunu anlatıklarında, onların pozitif enerjisinden ben de etkilenip hemen bir şeyler yazıp çizmeye başladım ve bir hafta gibi kısa bir sürede şarkı ortaya çıkıverdi. Su gibi aktı… Tabi ki tüm bunların bana çok güzel geri dönüşları oldu. O dizlerin izleyicileriyle aile olduk.  Oyunculuğa gelince, bu ay dünyaca ünlü bir çizgi film olan Maşa İle Koca Ayı vizyona giriyor. Ben de Doğukan Manço ile beraber Maşa ve Koca Ayı’ya rol arkadaşlığı yaptım… Beyaz perdede ilk oyunculuk deneyimim oldu…

+ Ödüllere doymuyors­un  ‘Kiralık Aşk’ di­zisi jenerik müziği 14 kez en iyi dizi müziği ödülü kazandı.  Sorma 2 kez en iyi cover,  ‘Geri Dönme­m’ parçası Amerikan müzik sitesi makeastar.com’da birinci seçildi. Müzikteki başarılar­ının yanı sıra ‘Buli­mia Sokağı’ adlı rom­anın, 2010 yılında İnönü Üniversitesi’nde kaynak kitap olarak okutulmaya başland­ı. Tüm bu başarıları neye borçlusun, nel­erden ilham alırsın?

Ben duygularını çok yoğun yaşayan bir insanım. Hani bazı deriler çabuk etkilenir ya güneşten, benim ruhumun teni de öyle. O yüzden mutlaka, o enerjiyi boşaltmam gerekiyor. Bunu da müzik ve yazı aracılığıyla yapabiliyorum. Ruhumun aroması ekşiyip bozulmadan onu işlemem gerekiyor. Asiliğim ve farklılığım da bağırıp çağırmak şeklinde değildir hiçbir zaman. Dayatılan yaşam biçimlerine karşı çıkmanın ve insanın kendi arzularının izini sürmesinin çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Ama bunu ucuz bir şekilde bağırıp çağırmak ya da sözde “marjinal” görünmek yerine, sanat aracılığıyla üreterek yapmaktan yanayım. Yoksa “asi kız” etiketinin sadece bir imajdan ibaret olduğunu artık herkes biliyor. Tıpkı reklam oyuncağı “özgür kız” gibi…

  • + Müzik, yazarlık, radyo programcılığı, dergi editörlüğü, çe­vre ile ilgili proje­ler…  Bu kadar ene­rjiyi nereden buluyo­rsun?

Hepsine zaman bulabiliyorum. Çünkü aslında taşıdığımız yüklerden çok onu taşıma şekillerimizdir bizi yoran… Hele ki yük taşımazsanız hiç yorulmazsınız… Ben yaptığım işleri aşkla yapıyorum, yük ya da iş olarak görmüyorum.
+ Bu işlerin arasında hangisi seni daha fazla mutlu ediyor?
Tabi ki müzik herşeyin önünde. Tüm yaptığım uğraşılar müziğin etrafında dönüyor.Benim için müzik, nefes almakla denk. İş meselesi değil, var oluş meselesi. Müzik kalbim, diğerleri atar damarlarım…

  • + Yeni bir kitap çık­artmayı düşünüyor mu­sunuz? Son zamanlar da en çok kimleri ok­uyorsunuz?
  • Bu kadar yoğun müzikle iç içe geçmişken ve uzun turneler yaparken kitap yazmak için gereken vakit kalmıyor ama yazı yazmaya ve paylaşmaya devam ediyorum.  Dileyenler, twitter.com/aydilgesarp, www.facebook.com/Aydilge , instagram/aydilgeonline afreslerinden takip edebilirler. Özellikle kendimiz, birbirimiz ve evrenle olan ilişkilerimiz üzerine yazıyorum çünkü görüyorum ki kendimizle olan ilişkimizin üzerinde çalışmak yerine içimizde eksik gördüğümüz parçaları tamamlayacak bir eşin/sevgilinin peşinde koşuyoruz çoğu zaman. O yüzden beraberlikler bile ayrılıklar kadar paramparça… İçteki yaralı ‘ben’ i, başkasının ruhuyla yamamak olmaz ki… Zehir de, panzehir de ‘ben’de gizli. Onu şifalandırmadan evren de şifalanmıyor.

+ Türkiye’de ve Dünya beğendiğiniz sanat­çılar kimlerdir? En çok kimleri dinlersi­niz?

Suede, Radiohead, Beatles, Nirvana, Hint klasik müzikleri, etnik müzikler…

+ Çevreci olmanızla da biliyorsunuz. Gre­enpeace ile birlikte çalışmalar yaptınız. Çevreyle ilgili se­ni en rahatsız eden şey ne, neyi değişti­rmek isterdin?
Dünyayı ağır hasta ettik. Kalbi tekliyor, nefes darlığı çekiyor. Nükleer enerji tek çözüm değil! Daha güvenli ve daha temiz enerji kaynakları var. Rüzgar, su ve güneş gibi enerji kaynaklarını kullanarak düzlüğe çıkabiliriz.
+ Özel yaşamınızdan biraz bahseder misin­iz?

 

Özel yaşamımda en önem verdiğim konu ses ile şifa çalışmalarım. Bu çok derin bir konu ama minik bir örnek vereyim. Akordları aynı olan iki kemanınız olduğunu düşünün. Birisini çalarsanız, diğerinde de bir titreşim oluşur. Her iki keman da aynı titreşime ayarlandığı için, birindeki hareket, diğerini de etkiler ve ses çıkar. Buna akustik rezonans denir. ‘Neden hep yanlış insanlar giriyor hayatıma,” diye sorduğumuz zamanlar olmuştur hepimizin… Ya da neden işler ters gidiyor? Bunun nedeni akustik rezonansdır, yani onlarla aynı titreşimde olmamızdır…  Canımızı yakan insanları sokuyorsak hayatımıza, onlarla aynı frekansta titreştiğimiz içindir. Kendimizle olan ilişkimizde bir takım sorunlar varsa mutlaka sorunlu kişiler girer hayatımıza, çünkü ancak benzer titreşimlerde olduğumuz kişilerle eşleşiriz. Evrendeki her şey ses ve titreşimden ibaret… Ve bütün evren de kocaman bir müzik… İnsanın kendi akordunu yapması da şifanın ta kendisi…

+ Son olarak İstanbul sizin için ne anlam ifade ediyor?

Yalnızlıkla Yaptım albümümde İstanbul isimli bir şarkım var… O sırtından bıçaklanan bir güzel… Hem bıçaklanan, hem de katilleri tarafından da her gün suçlanan… Yaraları var diye, ölüyor diye suçlanan bir güzel İstanbul… Üstelik de o yaraları açanlar tarafından!