Gündem

“Atatürk Ölümsüzdür”

By  | 

Son zamanlarda bir Atatürk tartışması aldı başını gidiyor. İktidarından, muhalefetine, yazarından, gazetecisine herkes işin bir ucundan tutmuş, övgüler, demeçler, nutuklar gırla… Atatürk’ün partisi, Atatürk’ün gazete(ci)si, Atatürk’ün bilmem neyi derken Atatürk’ü sahiplenen o kadar çok kurum ve kişi var ki kendilerinden başkasının sahip çıkmasına veya güzel söz söylemesine dahi tahammülleri yok. Öte yandan da adının zikredilmesine dahi dayanamayan, müptezeller var… İşte bu dönemde sizlere bir hikâye anlatmak istiyorum.  İmam Hatip’li Mehmet’in hikâyesini…

Mehmet ile İstanbul Üniversitesi yakınlarında bir kafe de tesadüf eseri karşılaştık. Geçirdiği düşünsel evrimi anlatınca bunu sizlere aktarmak istedim.

Adım Mehmet, son dönemde ki tabirle muhafazakâr bir ailenin okumuş daha doğrusu tek okuyan çocuğuyum. İlkokul yıllarımda yazları mahalle camisine Elif-Ba öğrenmeye gidiyordum.  Kuran-ı Kerim’e geçince ilkokuldan yani o dönemde 8. Sınıftan sonra ailemin isteğiyle 1 yıl ilçemizde bulunan bir Kuran Kursuna,  Kuran-ı Kerim derslerinin devamı için gittim.  Bu kursta hem dini bilgiler hem Kuran-ı Kerim öğreniyor, ailemde bunun karşılığında kursa bir miktar bağış yapıyordu. Yasal olmayan bu kursta hocalarımızın katı tutumları ve tabiri caizse askerlik gibi disiplin vardı. Bu nedenle din dersleri haricinde konuşmak bile ayıplanır ve uyarılırdık. Sürekli ibadet yapmamız ve kendimizi asıl aleme yani ahrete hazırlamamız gerektiği vurgulanırdı. Bu sebepten dolayı hiçbir sosyal hayatın olmadığı, dini kitaplar haricinde kitap dahi okumamıza izin verilmeyen bu kursta, günler siyer, Kuran-ı Kerim, ilmihal gibi derslerle geçiyordu. O yıllarda şimdiki gibi akıllı telefonlar olmadığından, tek eğlencemiz hafta sonu eve geldiğimizde izlediğimiz televizyondu. Ancak ne var ki kurs yönetimi buna da karşıydı. Birbirimize izlediklerimizi anlatmamız karşısında ailelerimiz uyarılmış ve şeytan işi dedikleri televizyonu izlememiz gerektiği söylenmeye başlanmıştı. Bu konuda öyle örnekler veriyorlardı ki hafta sonu eve gittiğimde yaptığım bunca ibadetin boşa gitmesinden korktuğumdan televizyon izlemek içimden gelmiyordu. Günler böyle geçerken bir 10 Kasım sabahında Kursun yakınında bulunan bir okuldan saygı duruşu ve İstiklal marşı okunması ve hocamızın bize bunun bir putperest adeti olduğunu söylemesini unutamıyorum. Hocamız, o güne kadar başta ailem olmak üzere kimseden duymadığım cümlelerle Atatürk’ü kötülüyor ve dinsizlikle suçluyordu. Bu sözlere o zamanlar pek anlam verememiş olsam da şimdi sebebini anlıyordum. ……………………………………………………..