Kültür-Sanat

Aşkım Kapışmak ‘iyilik en iyi antidepresandır’

By  | 

Neredeyse her çıkan kitabı bestseller olan Davranış Bilimleri Uzmanı ve yazar Aşkım Kapışmak ile yeni vizyona giren ‘Elma Dersem Çık’ filmi sonrasında New İstanbul okuyucuları için keşif dolu bir söyleşi gerçekleştirdik. Keyifli okumalar…

 

“Elma Dersem Çık” önce kitap olarak basıldı. Ardından onlarca ülkede yüzlerce kez sahneye koydunuz ve şimdide beyaz perdede. Kitaptan sahneye, sahneden beyaz perdeye giden tüm süreci sizden dinlemek isteriz?

Kitabı Karadağ da yazdım ve yazarken sahneyi de tasarladım, semineri nasıl anlatırım hangi oyunları oynatırım hangi başlıklar ilgi çeker gibi düşüncelere yoğunlaştım. Aklımda hedeflerimde sinema yoktu. Kitap çıktı çok sevildi aynı anda Türkiye’de seminer turnesi başladı. Avrupa Amerika orta doğu derken binlerce insanla elma dersem çık dedik.  200’ün üstünde sahne yaptık on binlerce insana ulaştık. Ara verip dinlenmek için Amerika’dan geldiğimde İzzet Başlak aradı ve Elma Dersem Çık’ı beyaz perdeye taşımaya ne dersin dedi? Şaşırdım heyecanlandım ve Mars sinema Group davet etti beni, seminerden haberdardılar ve anlaştık. İstanbul da çekimlere başladık. Türkiye de ve dünya da bir ilk olacak bir seminer beyaz perdeye taşındı.
Çok heyecanlı ve gururluyum.

Dünyanın birçok yerinde seminer veren biri olarak ilişkilerde en çok yapılan hatalar neler?

Hata değil alışkanlıklarımızdan vazgeçemiyoruz.  Durumu kurtarmak, bencil istekler, sevmeyi değil sevilmeyi öncelik etmek, özgürlüğü kafama eseni yapmak gibi algılamak, empati ve iletişim eksikliği en önemlisi dürüstlük en büyük problem. En büyük alışkanlıklar. Çünkü yanlış alışkanlıklar en büyük hatalarımızdır. En zor olan değişmektir ve en kolayı karşındakini değiştirmektir. İnsan genellikle kolayı seçer.

Evliliklerin neredeyse yarısı boşanmayla sonuçlanıyor. Boşanmayanların da durumu ne yazık ki vahim, özellikle Türkiye’de yapılan birçok araştırmaya göre çiftler birbirine çocuk ve el alem ne der baskısıyla katlanıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evlilik zorunlu olmaktan çıkmalı. Erkekler ve kadınlar üzerinde psikolojik bir evlilik baskısı var. İş güç eğitim ne olursa olsun insanlar evlenmek zorunda hissediyorlar kendilerini. Geleceği garanti altına alma arzusu bu. Yalnız ölmeme isteği.
Ama yaşam yüz yıllardır ilerliyor. Artık insan tek olacakta hayatla baş edebilir. Kendini geliştirmeden evlenmemeli insan. Evlenince düzelir diye diye evlendirirseniz ortaya bunlar çıkar. Ve insanın en büyük yanlışı, işler ters gittiğinde yani ekonomi, siyasi, sosyolojik değişim gibi süreçlerde gerginlik korku artıkça kendini yalnız hisseden insan hemen evlilik istiyor. Ama çözüm evlilik değil.
Herkes evlenmesin ama herkes kendini bilsin bulsun geliştirsin, sonra evlenmeyi düşünsün…  Akıl var mantık var ha birde duygu var…

Boşanmanın yanı sıra aldatma rakamları da malumunuz. Özellikle sosyal medya ve iletişimin artmasıyla birlikte aldatmalar arttı veya daha çok gündeme geldi denilebilir. İletişim uzmanı olarak aldatmanın bu denli artmasını neye yoruyorsunuz? Neden aldatıyoruz?

Bir yanlışınız var! Hiçbir şey artmadı her şey hemen hemen aynı. Sadece olanlardan daha çok haberdarız. Eskiden kim kimi aldatmış kimse bilmezdi. Ama yine aldatma vardı. Haberimiz yoktu.  Keşke haberimiz olmasa ama artık öyle bir imkân zor. İnsan neden mi aldatır?
İnsan kendini sever, hazlarını arzularını heyecanı sever. Cinsellik bazıları için; beğenilme, arzu edilme ve güçlü hissetmenin yoludur. Bazıları bu yolun yolcusudur. Durak durak gezerler.
Özellikle büyükşehirlerde yaşayan insanın sürekli kendiyle bir derdi var gibi, somurtkan, asabi, gereksiz bir şekilde sinirli, mutsuz ve doğal olarak da etrafına negatif bir enerji yayıyor. Yine bu konuda Panik atak ve anksiyete bozukluğu hastalığı giderek yaygınlaşıyor. Bu durum neden kaynaklı, çözümü var mı?

Şehirler çok kalabalık ve rekabet çok fazla var. İnsanlar hem birbirleri ile hem de makinelerle rekabet halindeler. Hız en büyük düşmanımız şu an. Şehir insanı trafik, binalar, insanlar ve gürültülerle iç içe yaşıyor. Para kazanma dertlerinin yanı sıra şehrin stresi ile baş başa kalıyorlar. Yetişme telaşı var. Yavaştan alamıyoruz. Bu hız kaygılandırıyor insanları. Bir süre sonra işe okula giden eve gelen trafikte kalan parasını yönetemeyen, çalışıp çalışıp sıkılan televizyon ve internet bağımlısı olan tiplere dönüşüyorlar. Ve çaba sadece para ve konum olunca iç gelişim duruyor. Sakin olmak, kendini bilmek, geliştirmek, yaşam amacını bulmak geri plana atılıyor. İnsan kendini bulup bilip geliştirmedikçe psikolojik bunalım Yaşar. Ev alamadıkça para kazanamadıkça yaşanan duygular geçicidir. Çünkü çalışır çok çalışır eninden sonunda yapar ama ruhsal bunalım para kazanmakla geçemez.
Ne mi yapmalı? Herkes kendi doktorudur. Her şeyi bilir insan ama yaşam unutturur.
Biraz durmayı sakinleşmeyi huy edinmeli.
Uyku düzeni az yemesi ve kendine bakması gerekir.
Az insanla yakın ilişki iyidir.
Yaşam amacını bulmalı insan.
Yardım etmeli iyilik en iyi antidepresandır. Önce iyilik yapana sonra yapılana iyi gelir.
Çalışıp elde ettiklerini etmek istedikleri ni put gibi görmemeli.
Aşkla adanmalı hayata üretmeye, sevmeli şimdi, gelecekte değil şimdi kabul etmeli mutlu olmayı ve sevebilmeyi.  Yarına koymalı beklentilerini, ne varsa arzu ettiği şimdi yapmalı.
Sosyal tavırlar sergilemeli. Etkinliklere katılmalı. Fikir alışverişlerinde olmalı ve kitap okumalı okumalı okumalı.

Özel sorulara geçmeden önce çocuklar konusunda hassasiyetinizi ve bir dönem bu konuda çalıştığınızı bildiğimden sormak istedim. Yeni nesil epey farklı geliyor. Teknolojiyle büyümüş bir nesille karşı karşıyayız. Tabi teknolojinin iyi yanları olduğu gibi kötü yanlarını da alan daha doğrusu onunla büyüyen bir nesille karşı karşıyayız. Bu konuda anne babalara neler tavsiye edersiniz?

Evet bilgiyle hızlı tanışan bir nesil geliyor. Bu hıza karşı kendi dinamiklerini hazır etmeleri çok zor. Çünkü hızlı gelen her şey eksik gelir. Her şey hakkında fikirleri olan ama düşünme becerisinde zorlanan bir nesil geldi.
Teknoloji yok sayılamaz ama çocukların orada ne bulduğu ve hangi duygusal ihtiyaçlarını karşıladıkları önemli.
Tek bir gerçek çözüm var; samimiyetle birlikte geçirilen zaman. Etkin duygusal ve dokunsal temaslar. Sarılmak konuşmak yeni şeyler paylaşmak aile için en önemli değer. Ama ne yazık ki anne babaların öncekini ders çalışmaları ve sosyal hayatlarının düzgün olması. Ama bu öncelik değil bunlar çocuğun gencin istediği hedefi olmalı. Çocuklar ve gençler evde yeterli duygusal ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa internette daha çok zaman geçiriyorlar. Herkes öz eleştiri yapmalı. Yedirip içirip giydirmek ve okutmak aile olduğumuzu göstermez.

Gelelim özel sorulara

Nasıl bir ailede büyüdünüz?
Aşkım Kapışmak nasıl biridir. İlişkileri sorunsuz mudur? Kitaplarında veya seminerinde anlattığını her an uygular mı veya terzi kendi söküğünü dikemez misali mutsuz mudur?

Zor, iletişimsiz, sevgisiz ve şiddet dolu bir evde büyüdüm. Erken Yaşta yaşımdan büyük acılarla tanıştım ve o acılar bana mesleğim hayatım yaşam amacımla ilgili yol gösterdiler. Hareketli heyecanlı ve insanlarla yardımlaşmayı oyunlar oynamayı çözmeyi seven biri olarak başladım hayata. Kendi bahçesi kendisine özel biriydim. Acılarımı o bahçede sakladım yıllarca. Kendimi güçlü hissettiğim zamanlarda onlarla yüzleşmeye başlayıp çözüme giden biri olmaya başladım. Kendi söküğünü diken biri daha dünyaya gelmedi, gelmeyecek. Kendi söküklerini bilmek, neden söküldüğünden emin olmak, nasıl baş edeceğini bilmek değil aramak en gerçek olan. Ben kendimi çözdükçe kendimle ilgili yol aldıkça gelişiyorum ve Çıkarımlarımı İnsanlarla paylaşıyorum. Çünkü hepimiz aynıyız. Acı deneyimlerimiz farklı olabilir ama acı dan kalan duygularımızı aynı. İnsan olaylardan değil duygulardan kurtulmak ister. O yüzden köprüyüz birebirimize. Mutlu olmayı seçtim hep ama mutsuz anlarımda var. İkisini de seviyorum. Çünkü bu dünyada vadedilen bir cennet yok cennet gibi görmek var. Çabalıyorum ve bu çabayı seviyorum.

Aşk?

Şu an hayatımda aşk yok bu saatten sonra evlenmeye doğru ilerlemek niyetindeyim. Ama niyet bende hayat ne getirir bilmiyorum. Ben olmama izin verecek insana âşık olmak güzel olur herhalde. Aşk çok güzel sahip olmaya çalışmadıkça…:

Kulağa küpe bir söz?

Kalıcı olmayan acıları misafir etmeyi bilmezsen ev Sahibi gibi sık sık kira isterler.