Göze Çarpanlar

Aşk Nedir, Ne Değildir?

By  | 

Bu soru üzerine Aşk konusunu yeniden farklı bir anlatımla yazma gereği duydum.

Aşkın nasıl geleceğine bağlı.

Aşkın zamanı belli olmaz ki…

Varsa çıkacaktır, ne zaman çıkacağı asla belli olmaz.

Sadece bilgiyle sınırlı kalırsak bilginin getireceği şey sonuç olarak yine bilgi olacaktır. Altın çağdayız, bilgi her yerde… Ama aşk yoksa insan bilgi seviyesinde tıkanacaktır.

Sen esas aşkı yaşa. Aşık olmaya bak. Aşkı fütursuzca yaşa. Zaman ya da mekan fark etmeksizin; nerede, nasıl, ne zaman yaşayacaksan yaşa ama aşkı yaşa.

Aşk olduğu zaman zaten bütün soruların cevapları kendiliğinden yerini bulacaktır.

Çünkü her şey aşktan kaynaklanıyor.

Ama sen bilgiye odaklanıp aşkı unutuyorsan, olmuyor.

İlmin bir yönü de aşktır. İlmin yüzü aşk.

Bizim artık dışsallığı bırakmamız, Allah’a firar etmemiz gerekir ki; ez zahiri görelim, ez zahir kendi içinde kendini seyretsin.

Aşk için Allah’a firar et.

Aşk için her şeyi göze alacaksın.

Aşk bir ispat değil ki.

Yokluğun ispatı varlık. Yokluk senden ispat istemiyor ki. Sen kendinde yokluğu yaşamadıkça yokluk adı altında aslında varlığını yaşıyorsun.

Kendini yaşıyorsun ve yoklukla da onu perdeliyorsun, bu yokluk demek değil.

Hiçlik noktasını yaşamak istiyorsan, aşkı yaşayacaksın.

Sevmenin bir özelliği de bu zaten.

Her türlü çaba var, gayret var, çok güzel bilgiler sağlanıyor. Ama benim görüşüme göre aşk yok, sevgi yok.

Aşk bir hastalıktır. Eğer o hastalığa düşersen, ya kara sevdaya girersin, ya da ehli seni oraya gelmeden bir yerde tutar ve sen aşık olursun.

Ne anneden, ne de babadan; oğluna veya kızına geçen bir şey değildir.

Çarşıda, pazarda satılan bir şey de değildir. Mekânsız, zamansız bir şey nasıl satılsın ki.

Bir mana, bir data gibi görünse de aslında benliği tamamen yakıp kül eden bir şey aşk.

Mesafelerin bir önemi yoktur. Yakınındasındır ama aşktan haberin yoktur; çok uzağındasındır ama aşıksındır. Allah ehlinin karşı komşusunun, Allah ehlinden haberi yok. Mutlaka bir aşk yayını alıyor ama ne olduğunu anlamıyor ki…

Benliğini titreten, frekansını yayan bir sevginin yoğunlaşmış halidir aşk.

Aşık insan her şeyi yapabilir. Katil bile olabilir…

Akla gelen soru: Aşkta heyecan var mıdır?

Var tabi… Aşktaki heyecan bizim bildiğimiz beşeri bir heyecan değildir.

Aşkın önüne hiç kimse geçemez.

Aşkın önüne ne karın, ne kocan, ne de evlatların geçebilir; hiç geçemez. Geçiyorsa o zaten aşk değildir.

Aşıklar daha birbirini anlamazken, sen bir aşığı nereden anlayacaksın. Herkes de farklı şekilde açığa çıkar. Sende açığa çıkan onunkine; onda açığa çıkan da seninkine benzemez. Her aşıkta, farklı bir desen çizer.

Şimdi bakıyorum da sağ kolum, sol kolum; ilginç bir şekilde ne görev verirsem onu yapıyor.

Sağ koluma verilen görevi sol kolum da yapabilir, sol koluma verilen görevi sağ kolum da yapabilir; ama aşk öyle bir şey değil.

Aşk tam bir çılgınlık.  Aşk söz dinleme yeri değil.

Aşk; aşkı söz dinleme olarak tanımlıyorsa, bu rabbin seni terbiye ediyor hükmüne girer.

Aşk terbiye olmaz, aşıkta terbiye olmaz.

Aşıkta tarikat adabı, tarikat usulü olmaz. Varsa zaten aşık değildir.

Edep de yoktur.

Edebin zaten zahiri anlamı belli. Ama esas edep o değil ki. Esas edep, her an yeni bir şanda olmaktır. Aynı noktada çakılı kalmamaktır.

Devamlı bir şeyler üretirsin; bu edepli bir hal oluşturur, mistisizmin istediği edep de budur.

Her noktada, her aşamada farklı bir kılığa bürünmektir edep.

Ama aşkın edeple bir alakası yok.

Aşk şöyle ya da böyle şeyler söylemez. Bunu karşılaştırma yaparak belirtmiyorum. Aşkla ilgili sen de söylersin; aşk izin verdiği sürece söyleyebilirsin. Zaten aşık izne tabi değildir, işin özü şudur ki; aşk sana, sende kendini anlatan bir şey söyletir. Aslında söyleyen de kendisi, söyleten de kendisi… Şartlarından, koşullarından çıkmaksızın bunu düşünmek gerekir.

Seyid Ahmed Bedevi Hazretleri peçe takıyormuş çünkü o nur yüzünden fışkırıyor.

Aşk vedudün zirve noktası burada öyle bir açılım yapıyor.

Bir Allah ehli açık olarak ortaya çıksa, ne olur biliyor musunuz, bölük bölük insanlar oraya akar.

Mevlana da aşık olmadan din konusunda nasihatler veriyordu. Aşktan sonra bunları unutuyor, benim dinim sensin diyor Şems’e… Aşk halini buradan anlayabiliyoruz.

Böyle olduğunu bildiği halde Mevlana, benim dinim sensin diyor.

Senin dinin olabilir mi?

Sen hangi dine mensupsun.

İsim bu noktada önemini yitirir. Seni bir noktaya vardıran isim önemli de, o noktanın sonrasında isim kalkar. Suret de kalkar, teşekkür edersin.

Allah sistemlerden ganidir. Mülhime noktasında aşkı hissetme başlar; hissedişler, o nokta için çok değerlidir. İlham alan için. Ama aşkın orada esamesi bile okunmaz, aşkın asıl yeri hiçlik noktasıdır.

Giriyorsa çıkarı, yaptığından sual olmaz; aşk için neden, niçin olmaz.

Birisini sevmek lazım.

Veliye birisi geliyor, Veli, “Sen hiç aşık oldun mu evladım?” diyor, o da “Olmadım” diyor, “Git birisini sev de öyle gel” diye cevap veriyor.

Eğer hissetmiyorsan; bu anlatılanlar onunla ilgili değil, kendi hevasından ürettiği bir takım bilgiler dersin, olur biter.

Şu bir gerçek ki aşkı kelimelere dökmek çok zor. Maalesef sözcükler anlatmakta yetersiz kalıyor.

Ayrıca bir aşığı tanımak da kolay değil, bir aşığı tanıyamazsın. Bir veliyi tanıyamadığın gibi aşık olanı da anlayamazsın.

Veli, Allah’tır. “Onlarda korku, hüzün, mahzun yoktur”. Neden yoktur? Çünkü aşk açığa çıkarmıştır da ondan.

Aşkta yaşayanda beklenti yoktur, teşekkür yoktur, hakkını helal et yoktur, hakkımı helal edin de yoktur.