Göze Çarpanlar

Arda’nın psikolojisi, toplumun sosyolojisi

By  | 

Arda’nın psikolojisi, toplumun sosyolojisi

“Bir oyun milyarlarca insan için önemli olduğu takdirde sadece bir oyun olmaktan çıkar”, diyen Simon Kuper, bu sözün devamında yıllarca dile pelesenk olan şu cümleyi söylüyor: “Futbol asla sadece futbol değildir”  Bu söz futbolla ilgili kalem oynatanların futbol sevgisini edebi sosla süsleyerek  yüceltip kendilerine malzeme yapma ihtiyacından mı doğdu bilinmez. Ancak bilinen bir gerçek var ki,  günümüzde dünya çapında 150 milyar Euro büyüklüğünde önemli bir endüstri,  diğer bir ifadeyle bacasız sanayi haline gelen futbol toplumların ve bireylerin hayatlarında önemli bir yer işgal etmektedir.

Hepimizin özellikle de her erkek çocuğunun hayatında futbolla ilgili bir anektod vardır. Bir takım taraftarı olmak neredeyse Allah’ın emridir bir çocuk için. Hatta çoğu çocuk ilk olarak  kimlik meselesini,  aidiyet duygusunu futbol taraftarlığı üzerinden yaşar. Mesela hafta sonu takımı mağlup olan bir çocuk için pazartesi günü okula gitmek işkenceden beterdir. Aşağı yukarı hepimiz bu haleti ruhiye-i  yaşamışızdır.

Hatta ilk kayırma torpil, gibi kavramlarla  da ilkokulda futbol takımı oluşturulurken karşılaşılır. Mesela ben ilkokulda bastonlarımla birlikte takımın kalesine geçtiğimde  bu klişeleşmiş “futbol sadece futbol değildir” sözünün  ne denli doğru bir önerme  olduğunu iliklerime kadar hissetmeye başladığımı hatırlıyorum. İki baston kullanmama rağmen sınıfın çalışkan çocuklarından olduğum için kaleye geçmemde bir mahsur görülmemişti… Haydi çalışkanlığımla  ben affedilebilir bir torpile sahiptim (!) diyelim, peki sınıfın en kabiliyetsiz çocuğunun bu takımda ne işi vardı? Sınıfın spor konusunda en yeteneksiz çocuğunun, topu görse bomba sanacak kadar futboldan uzak birinin “top benim, kimseyi oynatmıyorum” tehdidine maruz kalmamak için  sırf futbol topuna sahip olduğu için takıma alındığına da şahitlik etmiştim o gün. İş bu kadarla da kalsa iyi. Her zaman egoizmiyle ön plana çıkan ancak şutları zımba gibi olan forvet mevkiindeki arkadaşımda bütün çirkefliğine rağmen sırf attığı gollerle sahada en çok alkışlanandı. En çok rağbeti o görüyordu. Tezahüratlar ona yapılıyordu. Hatta okulun en güzel kızların gönlünü de bu gollerle kazanmak gibi bir avantajı da o gün yakalayanlardan biriydi. Ne yüksek adalet ne de yüksek ahlak derdimizin olmadığı aşikardı. Defansta oynayan arkadaşlara gelirsek, hepiniz aşağı yukarı tahmin edebiliyorsunuzdur bu arkadaşları. Sınıfın en vasat oyuncuları defansta yerlerini almışlardı. Hayıryerlerini  almışlardı demeyelim çünkü  onlar için o mevkide oynamaları bile birer lütuftu. Takıma girdiklerine dua etmeliydiler. Çünkü onlar gibi pek çok çocuk yedek kulübesinde sıranın kendilerine gelmesini bekliyordu.

 

Devamı dergide…