Eğitim-Sağlık

Algı Yönetiminde Dil

By  | 

Algıyı, insanın çevresinden verilen uyaranları duyu organları yoluyla hissederek anlamladırması, zihninde yorumlaması ve edindiklerini kalıcı bilgi olarak kaydetmesi şeklinde düşünebiliriz. Algı; belli fiziksel nedenlerle dilin kuruması, zihninin insana “su iç” demesi sonrasında insanın “bu şartlar oluştuğunda su içmeliyim” cümlesini bilgi olarak kaydetmesi şeklinde doğal bir seyir sonrasında oluşabileceği gibi ticari bir markanın, belirli bir süreç içinde, doğru iletileri doğru ölçülerde vermesiyle “evet; dilin kurudu, su içmelisin ama senin susuzluğunu sadece benim sunduğum bu marka su giderebilir” biçimindeki yönetilmiş bir algılama sürecinin sonunda da oluşabilir. Algı sürecinin oluşumunda belirleyici olan duyuların hissedişlerindeki farklılar ve zihnin işleyiş biçimlerinin bireyden bireye gösterdiği değişiklikler, algıların kişilere, toplumlara, uluslara göre farklılıklar göstermesine neden olur. Ticari firmaların ekonomik kazanç sağlama amaçları, dini-politik oluşumların kendi öğretilerini doğru olarak kabul ettirme ihtiyacı, bölgesel veya küresel bir güç olmak isteyen devletlerin politikalarını uygulama arzuları onları birbirinden çok farklı özellikler gösteren insanlar üzerinde algı yönetimi uygulamaya yöneltir. Bunlar, alıcıda oluşturmak istedikleri hissedişleri yaratır, duyusal yollardan hissettirir ve alıcının bunu bilgi olarak kaydetmesini sağlarlar. Bunu yaparken en etkili araç olarak dili kullanmaları; dilin bir bilginin, bir hissedişin, bir fikrin zihinler arası yolculuğunu mümkün kılan bir araç olması, zaman içerisinde büyüyen, değişen canlı bir varlık olması, bireyin  bütünün parçası olduğunun somut  ispatı olması gibi kendine has özelliklerinden kaynaklanır. Tarih boyunca pek çok kez uygulanan ve günümüzde ağırlığını en belirgin biçimde hissettiren algı yönetiminde, en sonuç alıcı ve en etkili araç dil olmuştur. Dünya coğrafyasında nicelik olarak çok fazlalaşamayan Arap ulusu, İslam dininin ve bu dinin dili olan Arapçanın gücüyle kendi kültür havzasını ve etki alanını çok geniş coğrafyalara ve kalabalık nüfuslara doğru genişletmeyi  başarmıştır. Günümüzde Libya sokaklarında dolaşırken  rastlanan çocuklara isimleri sorulduğunda, ataları olan Kartacalıların büyük önderi Hannibal’in adını taşıdıkları pek görülmezken birçok Ömer’le, Muhammed’le, Ayşe’yle tanışılması çok daha olasıdır. Alan  genişletici algı yönetimi mümkün olduğu gibi aksi de mümkündür. George Orwell’in 1980 adlı eserinde -aslında kendi ülkesindeki algı yöneticilerine selam çakarcasına- kaleme aldığı; “özgürlük sözcüğünü kullanmazsak ve kullanımını ortadan kaldırırsak bir süre sonra geriye ne özgürlük diye bir kavram ne bir tanım ne de bir amaç kalır” şeklinde özetlenebilecek satırlar algı yönetiminin gücünü gözler önüne serer  niteliktedir. Küresel ve yerel algı yöneticileri birbirinden farklı pek çok amaç için algı yönetimine başvurmaktadırlar. Bunu yaparken de dili etkili biçimde kullanmaktadırlar. Bizler, her türlü yaratımızda ana dilimizle adlandırmalar yapmalıyız, özümüzü yansıtanın yerine konmak istenen şeyleri öncelikle ulusal kimliğimize uygun mudur diye irdelemeliyiz, hissedişlerimizin biçimlendirilmesine karşı tetikte olmalıyız. Çünkü bir insan kimin dilini konuşuyorsa onun gibi yaşıyor, onun gibi düşünüyordur.