Röportaj

Ahmet Şafak İle Çok Özel

By  | 

Namı değer ‘Yalnız Kurt’ Ahmet Şafak’ı ağırlıyoruz bu ay. Türkiye’nin en çok halk konseri veren 13 kitabı ve onlarca müzik bestesi olan tüm bunların üzerine fikri mücadelesiyle zorluklara karşı dimdik ayakta duran, tanıdıkça seveceğiniz, sevdikçe tanımak isteyeceğiniz bir adam… Onun hakkında ne söylesek az, lafı uzatmadan memleket derdiyle yanan ender sanatçılarımızdan diyelim ve sözü Ahmet Şafak’a bırakalım…

Müzik,kitap,gazetecilik,tv programları,oyunculuk,söyleşiler,konserler..Bir çok farklı alanda projeler meydana getiriyor,eserler ortaya koyuyorsunuz.Kendinizi hangi alana yakın hissediyorsunuz?

AHMET ŞAFAK:

Öncelikle artık gazeteci değilim. Doksan sekiz yılına kadar gazetecilik yaptım ve bıraktım.Bazen dışarıdan köşe yazdığım oldu ; bu da beni gazeteci değil sadece yazar yapar.Vaktiyle birkaç dizide deneme mahiyetinde başrol oynadım,bu da demektir ki oyuncu da değilim.Mesleğim zaten sahne sanatçılığı.Söyleşiler ise işimin parçası.Toplam on üç kitabım var ve düzenli olarak her yıl bir kitap yazıyorum ; bu beni yazar yapar.Kendimi sanatçı-yazar olarak kabul görüyorum.

İlk albümünüzden bu yana ülkemizde sanatın konumu ve içeriği çok değişti. Daha popüler tabiri caizse kullan at şarkı ve şarkıcılar daha çok dinlenir oldu.Hem sanatçı hem de fikir adamı olarak Türkiye’nin değişen müzik serüvenini ve bu durumu nasıl buluyorsunuz?

AHMET ŞAFAK:

Sanat kültürden soyutlanamaz kültür ise canlı bir varlıktır;toplumsal hareketlilik her şeyi etkilediği gibi sanatı da etkiler.Örneğin müzik gecekondulaşmadan,göçlerden,politik değişimlerden etkilenir.Toplumsal değişiklik bir çerçeve ve biçim yaratır.Müzik de bu biçime dönüşür.Folklor,arabesk,rock müzik ve pop müzik sosyolojik gelişimin seyrine göre oluşur.Müzik eski dönemde sarayın desteği ve teşvikiyle yapılırdı.Ayrıca tekkelerin Türk müziği üzerine ciddi etkisi vardı.Bunların yanı sıra asyadan getirdiğimiz aşıklık,ozanlık geleneği halkın folklorunu tek başına temsil ediyor,toplumun kültür damarlarında dolaşan kan gibi vücudu  yani kültürü besliyorlardı.Cumhuriyetle birlikte armonik müzik ve çok seslilik başladı.Köylere,kasabalara gitmek,derleme yapmak,bunları armonize etmek Cumhuriyetin ilk yıllarına rastlar.Daha sonra radyolar müziği yönlendirmeye başladı.Ardından gazinolar ve sonra televizyonlar sanatı ve sanatçıyı şekillendirdi.Doksanlı yıllar Unkapanı yapımcılarının yıllarıdır fakat internetle birlikte postmodern dönemin sembol kültür aracı sosyal medya hayatımıza girdi.Sosyal medya artık bir dünya salgını.Herkesin her şeyi yapabildiği estetik ve etik kaygıların ön planda olmadığı bir alan.Şimdi videoyu çek ilgi topla takipçi sayın artsın.Bütün mesele bu.Tabiki bütün bunlar sizin de belirttiğiniz gibi kullan at modeli işler üretir.Videotek akım kültürel bir değer üretemez.Yaşadığımız süreç tarihe değerli bir dönem olarak geçmeyecek ve milletin hikayesine yazılmayacaktır.
Devamı New İstanbul Şubat- Mart Sayısında…